Circolo Roma İstanbul Başkanı, Humana Diplomacy Kurucusu ve İtalya–Türkiye arasında kültürel diplomasi ile uluslararası iş birlikleri alanlarında çalışmalar yürüten Martina Pavone, İstanbul'daki tarihi Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı)'nda düzenlenen Marchio Ospitalità Italiana Ödül Töreni'nin ardından gıda diplomasisinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Pavone'ye göre bu gece yalnızca İtalyan gastronomisinin mükemmeliyetini kutlayan prestijli bir organizasyon değil; aynı zamanda kültür, ekonomi ve diplomasinin kesişim noktasında yeni bir vizyonun tartışıldığı güçlü bir platformdu. İtalya'nın Türkiye Büyükelçisi Giuseppe Manzo'nun katılımıyla gerçekleştirilen panel, tek bir gerçeği açık biçimde ortaya koyuyordu: Gıda artık yalnızca mutfakla ilgili değildir; güven inşa eden, toplumları yakınlaştıran ve ülkelerin uluslararası itibarını güçlendiren stratejik bir yumuşak güç unsurudur.
Değerlendirmelerine başlamadan önce Pavone, Türkiye'deki İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası'na, Oda Başkanı Stefano Kaslowski'ye, Genel Sekreter Şebnem Batgı'ya, İtalya'nın Türkiye Büyükelçiliği'ne ve Büyükelçi Giuseppe Manzo'ya teşekkür ederek, bu platformun yalnızca mükemmeliyeti ödüllendirmediğini; aynı zamanda yeni ilişkiler kurduğunu, ortak değerler etrafında güven ürettiğini ve diplomasinin geleceğinin birbirine bağlı ekosistemler içerisinde şekillendiğini vurguladı.
Pavone'ye göre Unioncamere ve yurt dışındaki İtalyan Ticaret Odaları tarafından desteklenen Marchio Ospitalità Italiana, klasik bir kalite sertifikasının çok ötesinde bir anlam taşıyor. Program; İtalyan gastronomi kültürünü özgün biçimde temsil eden restoranları ödüllendirirken, kaliteyi, misafirperverliği, profesyonelliği ve kültürel mirası aynı çatı altında buluşturuyor. Geçtiğimiz yıl Gina, Filo d'Olio, Eataly Istanbul, Terrazza Italia ve Monteverdi'nin aldığı bu prestijli takdirin ardından, 2026 edisyonunda Da Mario, Il Cortile, Corvino, Osteria Salvatore ve Nello's; ödüllendirildi.
Panel boyunca öne çıkan kavramların güven, misafirperverlik, paylaşım ve bağlantısallık olduğuna dikkat çeken Pavone, tarihin en güçlü diplomatik ve ticari ilişkilerinin çoğunun resmi müzakere masalarından önce ortak sofralarda filizlendiğini hatırlatıyor. UNESCO'nun İtalyan mutfak kültürüne yönelik son dönemdeki takdirinin de yalnızca tarifleri değil; biyolojik çeşitliliği, yerel bilgiyi, kuşaklar arası aktarımı ve birlikte yaşama kültürünü kapsayan bütüncül bir yaklaşımı temsil ettiğini ifade ediyor.
Ancak Pavone'ye göre gıda diplomasisinin gerçek potansiyeli, gastronominin sınırlarının ötesinde başlıyor. Restoranlar; tarım, üretim, lojistik, teknoloji, sürdürülebilirlik, eğitim, turizm, tasarım, uluslararası ticaret ve kültür endüstrilerinden oluşan çok daha geniş bir ekosistemin görünen yüzünü oluşturuyor. İhraç edilen her ürün, sertifikalandırılan her tedarik zinciri ve uluslararası alanda değer üreten her şef, üretici, girişimci ve zanaatkâr bir ülkenin güven sermayesine katkı sağlıyor.
Önümüzdeki dönemde asıl hedefin gıda diplomasisini tek başına geliştirmek değil; onu kültür, spor, bilim, sağlık, teknoloji ve ekonomi diplomasisiyle birlikte bütünleşik bir stratejiye dönüştürmek olduğunu belirten Pavone, ülkelerin artık tek tek sektörlerle değil; güven üretebilen ekosistemlerle rekabet ettiğini vurguluyor.
Bu yaklaşımın, çoğu zaman görünmeyen ancak ülkelerin uluslararası algısını şekillendiren şefleri, restoran işletmecilerini, araştırmacıları, sanatçıları, girişimcileri, sporcuları ve sivil toplum temsilcilerini de çağımızın doğal diplomasi aktörleri olarak değerlendirmeyi gerektirdiğini ifade ediyor. Bu aktörlerin koordineli tanıtım faaliyetleri ve sektörler arası iş birlikleriyle desteklenmesi, ulusal yumuşak gücün sürdürülebilir biçimde güçlenmesine katkı sağlayacaktır.
Pavone yazısını şu değerlendirmeyle tamamlıyor:
"Eğer diplomasi, anlaşmalar imzalanmadan önce güven inşa etmekse; şefler, restoran işletmecileri, üreticiler ve girişimciler çağımızın en az fark edilen diplomatları arasındadır. Onlar kimliği korurken diyalog yaratır, geleneği ekonomik değere dönüştürür ve uluslararası ilişkileri gündelik insan deneyimi üzerinden somut hâle getirir."