Hedef, yüz milyonlarca doları ülkeye çekmek

Hazine ve Maliye Bakanlığı, transit ticarette kazancın yüzde 95’ini kurum kazancından indirerek uluslararası ticaret şirketlerini Türkiye’ye çekmek için önemli bir adım attı. Koca Denetim Kurucusu, Yeminli Mali Müşavir Aydın Koca, TBMM'de Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle hayata geçirilen düzenlemenin temel hedefinin, dövizi Türkiye’ye çekmek olduğunu belirterek, “Hedef yüz milyonlarca doları ülkeye çekmek” diyor.
07.10.2026 10:35 GÜNCELLEME : 09.10.2026 00:01

ÜRÜN DİRİER/ Hazine ve Maliye Bakanlığı, transit ticarette kazancın yüzde 95'ini kurum kazancından indirerek uluslararası ticaret şirketlerini Türkiye'ye çekmek için önemli bir adım attı. TBMM'de Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle hayata geçirilen düzenlemeyle, genel kurumlar vergisi oranı dikkate alındığında transit ticaret kazancı üzerindeki efektif vergi yükü yüzde 1,25'e kadar geriliyor. İstanbul Finans Merkezi'nde ise belirlenen koşulları sağlayan şirketler açısından indirim yüzde 100'e ulaşabiliyor. Koca Denetim Kurucusu Aydın Koca'ya göre düzenlemenin temel hedefi, bugüne kadar Malta, Hollanda ve Dubai gibi merkezlerden yürütülen ticaretin ve buradan doğan döviz hareketinin Türkiye'ye taşınması. Ancak Koca önemli bir noktaya dikkat çekiyor: "Hedef yüz milyonlarca doları ülkeye çekmek. Fakat tek başına kanuni düzenleme yetmez. Para ürkektir, güvenli liman arar."

4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7582 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemeye göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye'ye getirilmeksizin yine yurt dışında satılmasından elde edilen kazançların yüzde 95'i, 1 Ocak 2026'dan itibaren başlayan dönemlerden geçerli olmak üzere kurum kazancından indirilebilecek. Yurt dışındaki alım satımlara aracılık edilmesinden doğan kazançlar da bu kapsamda. Böylece yüzde 25'lik genel kurumlar vergisi üzerinden hesaplandığında, söz konusu kazanç üzerindeki efektif vergi yükü yüzde 1,25'e kadar gerileyebiliyor.

Düzenlemenin dikkat çekici tarafı ise ticarete konu olan malın Türkiye'ye hiç gelmek zorunda olmaması. Örneğin Çin'den alınan bir ürün doğrudan Almanya'ya gönderilebilecek; alış ve satış işlemini organize eden Türkiye'deki şirket ise aradaki ticari kazancı Türkiye'de elde edecek. Peki Türkiye, fiziki olarak sınırlarından dahi geçmeyen bir malın ticaretine neden böylesine büyük bir vergi avantajı sağlıyor? Vergiden vazgeçilmesinin karşılığında ekonomi ne kazanacak? Türkiye yeni bir uluslararası ticaret merkezi haline gelebilir mi? Yüzde 95'lik avantaj kötüye kullanıma açık mı? Türkiye'de üretim ve ihracat yapan şirketler açısından yeni bir vergi adaleti tartışması doğabilir mi?

Koca Denetim Kurucusu Aydın Koca ile yeni düzenlemenin perde arkasını, sağlayacağı avantajları ve taşıdığı riskleri konuştuk.

AMAÇ DÖVİZİ TÜRKİYE'YE ÇEKMEK

Transit ticaret aslında yeni bir faaliyet değil. Yeni olan ne?

Transit ticaret yıllardır yapılan bir uygulama. Ancak bugüne kadar Türkiye'de transit ticaretten elde edilen kazançlar genel olarak yüzde 25 kurumlar vergisine tabi oluyordu. Vergi yükünün yüksek olması nedeniyle de bu alanda faaliyet gösteren birçok şirket ticaretini Malta, Hollanda, Dubai gibi merkezlere taşıdı ve şirketlerini oralarda kurdu. Transit ticareti çok basit bir örnekle anlatabiliriz. Pekin'den bir ürün yükleniyor ve doğrudan Hamburg Limanı'na gidiyor. Mal Türkiye'yi hiç görmüyor. Türkiye'deki şirket sadece alış ve satış işlemini organize ediyor; ürünü satın alırken bedelini ödüyor, sattığında parasını tahsil ediyor ve aradaki ticari kazancı elde ediyor. Yeni düzenlemeyle esas olarak bu kazanca çok ciddi bir vergi avantajı getirildi.

Temel amaç ne? Türkiye neden yüzde 95 gibi çok yüksek bir indirim getiriyor?

Temel amaç dövizi Türkiye'ye çekmek. Türkiye aslında şirketlere, "Ticaretinizi başka ülkelerdeki şirketler üzerinden yürütmek yerine gelin buradan yapın" diyor. Bugüne kadar vergi avantajı nedeniyle başka ülkelere giden Türk şirketleri açısından da önemli bir teşvik söz konusu. Bir anlamda, "Vergi avantajı için dışarı gitmene gerek yok; ticaretini burada yap, kazancını Türkiye'ye getir, ben sana bu imkânı burada sağlayayım" deniliyor. Buradaki beklenti, Türkiye'ye gelen dövizin ekonomik sistem içerisinde kalması ve zaman içinde yatırıma dönüşmesi.

YÜZDE 25'TEN YÜZDE 1,25'E DÜŞÜYOR

Pratikte şirketin vergi yükü ne kadar düşüyor? Yüzde 25'lik genel kurumlar vergisi üzerinden baktığımızda efektif verginin yüzde 1,25'e kadar gerilediğini söyleyebilir miyiz?

Evet. Yüzde 95'lik kısmı indirim konusu yaptığınızda geriye kazancın yüzde 5'i kalıyor. Bu kısım üzerinden yüzde 25 kurumlar vergisi hesaplandığında efektif yük yüzde 1,25'e geliyor.

Bu avantajdan yararlanmanın temel koşulları neler?

Üç temel noktadan söz edebiliriz. Birincisi, ticarete konu mal Türkiye'ye girmeyecek. İkincisi, elde edilen kazanç Türkiye'ye getirilecek. Üçüncüsü de, kanunda ayrıca bir şart olarak sayılmasa da genel transfer fiyatlandırması kuralları gereği, özellikle ilişkili şirketler arasındaki işlemlerde fiyatların emsallere uygun olması gerekiyor. Yani şirketlerin transfer fiyatlandırması yoluyla kazancı istedikleri ülkeye taşımalarının önüne geçilmek isteniyor. "Faturayı istediğin gibi şişirerek veya düşürerek kârı başka bir yere aktarma; işlemi emsal bedel üzerinden gerçekleştir" deniliyor.

Türkiye'nin burada somut ekonomik kazancı ne olacak? Sonuçta mal Türkiye'ye hiç girmiyor; burada üretim, depolama veya lojistik faaliyeti de yaratmıyor…

Bu nokta önemli. Bu ticaret Türkiye'de doğrudan bir istihdam yaratmayabilir. Lojistik faaliyet de yaratmayabilir. Çünkü mal Türkiye'ye gelmiyor. Dolayısıyla burada esas olarak finansal bir hareketten, yani dövizin Türkiye'ye gelmesinden söz ediyoruz. Ama Türkiye açısından bunun da önemi var. Amaçlardan biri uluslararası ticaret şirketlerinin faaliyetlerini Türkiye üzerinden yürütmesini sağlamak ve Türkiye'yi bu anlamda bir merkez haline getirmek. Ancak burada çok önemli başka bir konu var: tek başına kanuni düzenleme yeterli değil.

Neden?

Çünkü yatırımcının güven duyması gerekiyor. Para ürkektir; güvenli liman arar. İnsanlar paralarının ve yatırımlarının güvenli bir yerde olmasını ister. Dolayısıyla siz vergiyi ne kadar düşürürseniz düşürün, yatırımcı açısından güven ortamını sağlayamazsanız sadece vergi avantajıyla istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Mülkiyet hakkının güvencesi, ekonomik ve siyasi istikrar da önemli. Bu şartlar sağlanırsa Türkiye açısından ciddi bir fırsata dönüşebilir.

KAZANÇ TÜRKİYE'YE GELECEK, PEKİ SONRA?

"Kazancın Türkiye'ye getirilmesi" şartı çok önemli. Para Türkiye'deki banka hesabına geldiğinde şart yerine getirilmiş mi oluyor?

Kazancın Türkiye'ye geldiğinin ispatlanması gerekiyor. İlgili hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar bu transferin yapılması gerekiyor. Örneğin şirket 2026 yılında bu ticareti yaptıysa ve kazancı elde ettiyse, kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar kazancın Türkiye'ye transfer edilmesi gerekiyor.

Peki para geldikten sonra Türkiye'de tutulmak zorunda mı? Sonradan tekrar yurt dışına çıkarılabilir mi?

Mevzuat açısından temel şart, kazancın belirlenen süre içerisinde Türkiye'ye transfer edilmesi. Bu şart yerine getirildikten ve gerekli beyan süreci tamamlandıktan sonra paranın sonsuza kadar Türkiye'de tutulmasını gerektiren bir düzenleme söz konusu değil. Dolayısıyla burada Türkiye açısından kritik mesele, sağlanan vergi avantajının uluslararası ticaret şirketlerini gerçekten Türkiye'ye çekip çekmeyeceği ve gelen kaynağın ne kadarının Türkiye ekonomisi içerisinde kalacağı olacak.

Düzenlemeden yararlanmak isteyen şirketin Türkiye'de ne ölçüde gerçek faaliyet göstermesi gerekiyor? Sadece şirket kurup faturayı Türkiye'den kesmek yeterli mi? Ofis veya çalışan şartı var mı?

Öncelikle Türkiye'de tam mükellef bir kurumdan söz ediyor olmamız gerekiyor. Kurumlar Vergisi Kanunu açısından şirketin kanuni veya iş merkezinin Türkiye'de bulunması tam mükellefiyet açısından belirleyici. Kanuni merkez şirketin hukuken kayıtlı olduğu yer. İş merkezi ise faaliyetlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği merkezdir. Bunlardan birinin Türkiye'de olması durumunda şirket Türkiye'de tam mükellef oluyor. Burada belirleyici unsur "şu kadar çalışanınız olacak" şeklinde bir çalışan sayısı değil. Şirketin Türkiye'de mükellef olması, kurumlar vergisi beyannamesi vermesi ve düzenlemenin diğer şartlarını karşılaması gerekiyor.

TEKSTİL VE ELEKTRONİK ÖNE ÇIKABİLİR

Hangi sektörlerin bu düzenlemeden daha fazla yararlanmasını bekliyorsunuz?

Her sektör faydalanabilir. Ama özellikle tekstilde ciddi bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyanın üretim merkezlerinden biri Çin. Tekstil ürünlerinin yanı sıra çok geniş bir elektronik ürün üretimi de Asya'da gerçekleştiriliyor. Bu mallar Çin, Tayvan veya Hindistan gibi ülkelerden alınıp dünyanın başka ülkelerine satılıyor. Dolayısıyla Türkiye'deki bir şirketin bu ticareti organize etmesi mümkün. Özellikle tekstil, elektronik ve bazı otomotiv ürünlerinde bu modelin kullanılabileceğini düşünüyorum. Ama düzenleme yapısı itibarıyla tek bir sektörle sınırlı değil.

Düzenlemenin ardından uluslararası ticaret şirketlerinin Türkiye'de bölgesel merkezler kurmasını bekliyor musunuz?

Zaten amaçlardan biri bu. Türkiye'nin uluslararası ticarette bir merkez haline gelmesi hedefleniyor. Fakat şunu ayırmak lazım: Transit ticaretin kendisi Türkiye'de mutlaka fabrika, üretim veya lojistik faaliyeti yaratacak bir model değil. Mal Türkiye'ye gelmediği için doğrudan böyle bir ekonomik genişlemeden söz edemeyiz. Buradaki temel kazanç finansal hareketin Türkiye üzerinden gerçekleşmesi ve dövizin Türkiye'ye gelmesi. Eğer zaman içinde şirketler faaliyetlerini daha geniş ölçüde Türkiye'ye taşır ve gelen kaynak burada yatırıma dönüşürse etkisi elbette daha büyük olacaktır.

İSTANBUL FİNANS MERKEZİ'NDE İNDİRİM YÜZDE 100

İstanbul Finans Merkezi'nde avantajın yüzde 100'e kadar çıkması ne anlama geliyor?

İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet göstermek için ayrı koşullar bulunuyor. Şirketlerin gerekli başvuruları yapması ve katılımcı belgesi alması gerekiyor. Bu şartları karşılayarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesi'nde faaliyet gösteren kurumlar açısından transit ticaret kazançlarında yüzde 95 olan indirim oranı yüzde 100 olarak uygulanabiliyor. Dolayısıyla genel uygulamada yüzde 95 olan kazanç indirimi, İstanbul Finans Merkezi'ndeki şartları sağlayan kurumlar açısından yüzde 100'e çıkıyor.

Böylesine yüksek bir vergi avantajında transfer fiyatlandırması riski doğmaz mı? Aynı grubun farklı ülkelerdeki şirketleri arasında yapay biçimde Türkiye'de kazanç yaratılmasının önüne nasıl geçilecek?

Burada emsallere uygunluk ilkesi önemli. Basit bir örnek verelim. İlişkisiz bir firmaya normal şartlarda 10 liraya satacağınız ürünü, yurt dışındaki ilişkili şirketinize 15 liraya sattığınızı düşünün. Türkiye'de elde edilen kazancın çok büyük bölümü indirim kapsamında olduğu için fiyatı yapay biçimde yükselterek daha fazla kazancı Türkiye'ye taşıma yönünde bir motivasyon oluşabilir. Tersi de mümkün. Verginin yüksek olduğu bir yapıda şirket ürünü ilişkili şirkete 7 liraya satar, ilişkili şirket de üçüncü kişiye 10 liraya satar. Böylece üç liralık kâr başka ülkeye taşınmış olur. İşte transfer fiyatlandırması düzenlemeleri tam burada devreye giriyor. İşlemin emsal fiyatının 10 lira olduğu durumda, ilişkili şirketle yapılan işlemin de bu ekonomik gerçeklikle uyumlu olması gerekiyor. Bu nedenle yüzde 95 gibi çok yüksek bir avantaj getirildiğinde emsallere uygunluk ve ilişkili şirket işlemlerinin denetimi daha da önemli hale geliyor.

Bir Türk şirketinin Çin'den aldığı ürünü Türkiye'ye sokmadan Almanya'ya satması açık bir örnek. Peki mal önce Türkiye'de bir antrepoya gelirse ne olur?

Burada çok dikkatli olmak gerekiyor. Normal ithalatta mal Türkiye'ye gelir, gümrük beyannamesi verilir, vergisel yükümlülükler yerine getirilir ve mal serbest dolaşıma girerek millileşir. Gümrük mevzuatı açısından antrepoda bekleyen mal henüz millileşmemiş sayılır. Ancak bu indirim açısından belirleyici olan, malın Türkiye'ye hiç getirilmemesi. Kurumlar vergisi uygulamasında antrepo ve serbest bölge yurt dışı olarak kabul edilmiyor. Dolayısıyla mal millileşmese bile Türkiye'deki bir antrepoya ya da serbest bölgeye getirilirse bu satıştan doğan kazanç için yüzde 95'lik indirimden yararlanılamıyor; kazanç genel hükümlere göre vergilendiriliyor. Avantaj, malın doğrudan bir yabancı ülkeden diğerine gittiği işlemler için geçerli.

Burada bir vergi adaleti tartışması doğabilir mi? Türkiye'de üretim yapan, çalışan istihdam eden ve ihracat gerçekleştiren bir şirket daha yüksek vergi öderken, malı Türkiye'ye hiç getirmeyen şirketin kazancının yüzde 95'i indirim konusu olabiliyor. İhracatçı "Neden aynı avantaj bana sağlanmıyor?" diyebilir mi?

İhracatçı şirketler açısından da kurumlar vergisinde avantajlar bulunuyor. İhracat faaliyetinden elde edilen kazançlara genel kurumlar vergisi oranından 5 puan daha düşük oran uygulanabiliyor. Ancak transit ticarette mekanizma farklı. Burada doğrudan vergi oranının yüzde 25'ten yüzde 1,25'e indirilmesinden ziyade, elde edilen kazancın yüzde 95'inin kurum kazancından indirilmesi söz konusu. Geriye kalan yüzde 5'lik bölüm vergilendiriliyor. Dolayısıyla iki faaliyetin vergilendirme mekanizmaları birbirinden farklı. Nihai vergi yükünün karşılaştırılmasında şirketin kârlılık oranı ve kazancın yapısı da önemli.

BİZE ULAŞIN