HÜLYA GENÇ SERTKAYA / Bölgenin güvenlik mimarisine katkı sağlamak amacıyla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, ticaret, finans ve yatırım başta olmak üzere yeni ekonomik iş birliklerine de ivme kazandırması bekleniyor. Herhangi bir ülkeyi hedef almayan Mekke Anlaşması'nın, ortak güvenlik, caydırıcılık, savunma sanayi iş birliği, bölgesel istikrar anlayışını güçlendirirken, doğru ekonomik ve sanayi politikalarla bölgesel bir refah sisteminin ve küresel tedarik zincirlerinde belirleyici olacak kapsayıcı bir kalkınma hamlesinin temelini de atabileceği ifade ediliyor. Anlaşmanın başta savunma sanayi olmak üzere, otomotivden makineye, yazılımdan kimyaya, enerjiden teknik tekstile birçok sektörde yeni iş birliği ve ihracat imkanları oluşturabileceği vurgulanıyor. Savunma sanayiinin, geniş bir yan sanayi ve tedarik zincirini harekete geçiren stratejik bir alan olduğuna dikkat çekilerek, ortaya çıkacak yeni projelerin KOBİ'lerin ve sanayinin farklı sektörleri için de önemli fırsatlar yaratacağının altı çiziliyor. Anlaşmanın ilerleyen dönemde başka ülkelerin katılımıyla genişlemesinin ise bu fırsatları daha da büyütebileceği ifade ediliyor. Türkiye'nin savunma teknolojileri, Pakistan'ın askeri kapasitesi ve Suudi Arabistan'ın ekonomik kaynakları ortak projelerle birleştirilebilirse kapsamlı bir güvenlik ağını ortaya çıkarabileceği vurgulanıyor. Hava ve füze savunması, İHA teknolojileri, elektronik harp, ortak mühimmat üretimi, deniz güvenliği ve kritik altyapının korunması, bu iş birliğinin öncelikli alanları olabileceği belirtiliyor. Uluslararası sistemdeki belirsizliğin derinleştiği, büyük güçlerin güvenlik taahhütlerinin daha seçici hale geldiği, bölgesel çatışmaların birbirine eklemlendiği bir dönemde; farklı güç profillerine sahip ülkeler tarafından imzalanan anlaşmanın etkisini önümüzdeki dönemde oluşturulacak kurumsal ve operasyonel kapasitenin belirleyeceği vurgulanıyor. Öte yandan, anlaşmanın ortaya çıkaracağı yeni durumun, başta İsrail olmak üzere diğer bölgesel aktörlerini hesaplarını ve muhtemel karşı hamlelerini tetikleyebileceği de dile getiriliyor. Ayrıntılar haberimizde…
KOLLEKTİF CAYDIRICILIĞI GÜÇLENDİRMEYİ AMAÇLIYOR
Öncelikle 7 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından Mekke'de imzalanan üçlü savunma anlaşmanın içeriğine bir göz atalım.
Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.
Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.
Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.
"ANLAŞMA ÜRETİM VE TEKNOLOJİ HAMLESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİ"
Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Mekke Anlaşması'nın üç ülkenin kolektif caydırıcılığını güçlendiren stratejik bir adım olduğunu vurgulayarak, resmi açıklamaların; savunma sanayii iş birliği, askeri birlikte çalışabilirlik, eğitim ve teknoloji paylaşımını da bu çerçevenin parçası olarak tarif ettiğini vurguladı. Sanayici açısından kritik noktanın, güvenlik alanındaki güçlü siyasi iradenin doğru uygulama mekanizmalarıyla ortak üretim ve kalıcı ihracat kapasitesine dönüştürülmesi olduğunu belirten Ardıç, "Bununla birlikte anlaşmayı otomatik sipariş, gümrük avantajı veya ihale ayrıcalığı sağlayan bir düzenleme olarak değerlendirmemeliyiz. Kamuya açıklanan metin böyle bir kolaylık vadetmiyor. 2021-2025 dönemi ikili ticaret verilerine baktığımızda; mevcut hacmin sınırlı olduğu görülüyor. Bundan sonraki süreçte imzalanacak sanayi sözleşmeleri, kurulacak yerel ortaklıklar, teknoloji kazanımı ve bakım kabiliyetinin geliştirilmesi belirleyici olacaktır" ifadelerini kullandı.
"Mekke Anlaşması'nı üretim ve teknoloji hamlesine dönüştürmeliyiz" diyen Ardıç, güvenlik alanındaki siyasi iradenin kalıcı ekonomik değer üretmesinin; ortak üretim, teknoloji, bakım ve güçlü tedarik zincirleriyle mümkün olacağının altını çizdi. Ardıç, "Anlaşmanın başarısı, imza sayısı olarak algılanmamalı; bilakis başarı kurulan üretim ortaklıkları, geliştirilen kabiliyetler ve sürdürülebilir ihracatla ölçülmeli" dedi.
"YÜKSEK KABİLİYETİ PAZAR PAYINA DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ"
Ülke bazlı değerlendirmelerde bulunan Ardıç, en büyük ölçeğin, Suudi Arabistan'da olduğunu söyledi. Ardıç, "Suudi Arabistan'ın 2025 yılındaki toplam ithalatı 252.2 milyar dolar olurken, Türkiye'nin bu pazardaki pazar payı yüzde 1.5 düzeyinde. Buna karşılık savunma ve çift kullanımlı ürünlerden oluşturduğumuz 8.5 milyar dolarlık sepette Türkiye'nin ihracatı 516 milyon dolar, payı ise yüzde 6.1. Ülke-bazlı açıklanmış rekabet üstünlüğü göstergesi (BRCA) 3.96. Başka bir ifadeyle Türkiye, bu ürün grubunda Suudi Arabistan pazarının genelindeki konumundan yaklaşık dört kat daha güçlü. Ayrıca bu sepet 2021-2025 döneminde yıllık ortalama yüzde 31.8 büyüdü" ifadelerini kullandı.
"Ürün ayrıntısı hem gücümüzü hem de boşluğu gösteriyor" diyen Ardıç, hava ve uzay araçları aksamında Türkiye'nin Suudi Arabistan payının yüzde 26.9'a çıkarken; 1.6 milyar dolarlık gaz türbini aksamı pazarındaki payının ise yalnızca yüzde 0.16 olduğuna dikkat çekti. Ardıç, "Türkiye'nin küresel rekabet gücü bulunan havacılık ve uzay seyrüsefer cihazlarında Suudi pazarının büyüklüğü 100.8 milyon dolar. Bu pazar, 2021-2025 döneminde yıllık yüzde 45 büyümesine rağmen, Türkiye'nin 2025 yılında bu ürün grubunda Suudi Arabistan'a ihracatı bulunmuyor. Bu nedenle anlaşma kapsamında önceliğimiz, yüksek üretim kabiliyetimize karşın pazar payımızın düşük kaldığı bu tür ürün gruplarında iş geliştirmek olmalı. Anlaşma, söz konusu alanlardaki payımızı artırmak için önemli bir fırsat sunabilir" diye konuştu.
PAKİSTAN İLE ORTAKLIK
Pakistan'da tablonun farklı olduğunu söyleyen Ardıç, "Ülkenin 2025 toplam ithalatında Türkiye'nin payı yüzde 0.63 iken, 264.8 milyon dolarlık savunma ve çift kullanımlı sepette payımız yüzde 7.8; ülke-bazlı açıklanmış rekabet üstünlüğü göstergesi ise 12.46. Kamuya açık gümrük kayıtlarında görülebilen dar doğrudan askeri alt grupta pay yüzde 26.4'e yükseliyor. Bu gelişme bizlere Pakistan için büyük hacimden çok ortak geliştirme, belirli bileşenler ve uzun vadeli platform iş birlikleri kurmamızın etkili olacağını gösteriyor" dedi.
"MISIR'I YAKIN PAZAR OLARAK DEĞERLENDİRMELİYİZ"
ASO Başkanı Ardıç, Mısır'ın Mekke Anlaşması'nın tarafları arasında yer almamakla birlikte, anlaşmaya dahil olabilecek doğal adaylardan biri olarak görüldüğünü vurguladı. Bu nedenle Mısır'ı ayrı bir yakın pazar olarak değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Ardıç, "Mısır'ın 2025 yılındaki toplam ithalatı 101 milyar dolar ve Türkiye'nin bu pazardaki genel payı ise yüzde 3.6'dır. Buna karşın, 95.9 milyon dolarlık savunma ve çift kullanımlı sepette payımız yalnızca yüzde 0.24. Bu fark, genel ticaretteki konumumuzu savunma alanına henüz taşıyamadığımızı gösteriyor. Mısır pazarında geniş bir hamle yerine, küçük ve doğrulanmış ürün gruplarına odaklanarak adım adım ilerlemek daha gerçekçi olacaktır" diye konuştu.
"ANKARA GÜÇLÜ BİR ÜRETİM MERKEZİ"
Ardıç, son olarak Ankara'nın; savunma, havacılık, elektronik, yazılım, makine ve test altyapısının aynı şehirde buluştuğu güçlü bir üretim merkezi olduğunu vurgulayarak, bu avantajı sonuç almak için daha düzenli örgütlemek gerektiğini söyledi. Ardıç açıklamalarına şöyle devam etti:
"Mekke Ortak Savunma Anlaşması önemli bir siyasi ve güvenlik çerçevesi sunuyor. Bu çerçeveyi sanayi açısından dolduracak olan; ölçülebilir projeler, karşılıklı güven, teknoloji disiplini ve sahada kesintisiz hizmettir. Suudi Arabistan'da ölçeği, Pakistan'da mevcut uzmanlaşmayı, Mısır'da ise ayrı ve seçici pazar geliştirme yaklaşımını esas almalıyız. Hedefimiz yalnızca daha fazla ürün satmak değil; birlikte geliştiren, birlikte üreten ve uzun yıllar birlikte çalışan bir sanayi ortaklığı kurmak olmalıdır. Ankara Sanayi Odası olarak, savunma sanayiimizin kalbi Başkentimizde faaliyet gösteren firmalarımızın doğacak fırsatlardan en etkin şekilde yararlanmalarını sağlamak ve küresel tedarik zincirlerindeki konumlarını güçlendirmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
"EKONOMİK ETKİLERİ 2030 SONRASI NET OLARAK GÖRÜLEBİLİR"
Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldıran ise, Mekke Anlaşması'nın Türkiye ekonomisine etkilerinin ancak 2030 sonrasında net olarak görülebileceği görüşünde. Anlaşmanın tarafları olan ülkelerin farklı tehdit unsurları ve askeri sanayi yapıları nedeniyle, anlaşmanın ekonomiye etkilerini kısa sürede görmenin kolay olmayacağının altını çizen Yıldıran, bu anlaşmanın tarafları olan ülkelerin savunma sanayisi anlayışlarındaki farklılıklara dikkat çekiyor. Türkiye'nin 2020 yılından sonra savunma sanayisi ürünlerinde, özellikle insansız hava araçları, eğitime yönelik hava araçları, zırhlı araçlar ve elektronik harp sistemleri konusunda ihracatçı kurumlara sahip olan ve savunma sanayisinde milli üretim yeteneklerini geliştirmiş bir ülke olduğunu dile getiren Yıldıran, "Özellikle ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ ve ROKETSAN gibi kamu niteliğindeki kurumlar ile Baykar gibi özel firmalar aracılığıyla 2020 sonrasında Doğu Avrupa, Batı Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine yönelik hızlı bir ihracat stratejisi geliştirdi. 2020 öncesinde dünyadaki savunma sanayisi ihracatçısı ülkeler arasında önemli bir yeri yokken, 2026 yılında dünyada ilk 11 ihracatçı ülke arasına girmeyi başardı. Türkiye; Ankara merkezli bir askeri teknoloji ve sanayi üssüne, teknoparklara ve üniversite destekli endüstri bölgelerine sahip, yenilikçilik gücünü artırmış bir ülke. Ayrıca NATO içerisinde etkin rol oynayan; Kafkasya'dan Somali'ye, Bosna'dan Afganistan'a ve Katar'a kadar geniş bir bölgedeki askeri üsleriyle operasyonel bir askeri güç" dedi.
"UYUM SÜRECİ GEREKİYOR"
Suudi Arabistan'ın net ithalatçı bir ülke olduğuna işaret eden Yıldıran, "Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) raporlarına göre Suudi Arabistan, askeri teçhizat, mühimmat ve araç ithalatını özellikle 2015-2019 yılları arasında yüzde 43, 2020-2024 yılları arasında ise yüzde 23 oranında artırdı. 2017 yılında kurulan SAMI (Suudi Arabistan Askeri Endüstrisi) Programı ile Suudi Arabistan, ithalat bağımlılığından kurtularak 2030 yılında kendi askeri savunma sanayisini kurmayı planlamakta. Bu planı gerçekleştirmek için en büyük gücü ise 2025 yılı sonu itibarıyla 1.21 trilyon dolar büyüklüğündeki ulusal varlık fonu. Pakistan'ın ayırt edici özelliği ise ithalat yönünden Çin'e bağımlı bir askeri endüstri yapısına sahip olması ve nükleer silahlara sahip tek Müslüman ülke konumunda bulunması. Pakistan açısından en önemli askeri rakip Hindistan olduğu için, iki ülke arasındaki silahlanma yarışı sürekli olarak devam ediyor. SIPRI verilerine göre Pakistan, 2020 ile 2025 yılları arasında dünyada en çok askeri teçhizat ve silah ithal eden on ülke arasında. Tüm bu farklılıklar, ülkeler arasında bir uyum sürecinin gerektiğini gösteriyor. Bu uyum süreci; askeri amaçların uyumlaştırılması, teknolojik farklılıkların giderilmesi ve savunma bütçesi kaynaklarının tahsisi gibi alanlarda olacak" diye konuştu.
YENİ MÜTTEFİKLERİN DE KATILMASI BEKLENİYOR
Prof. Dr. Yıldıran, Mekke Anlaşması'nın tarafları olan üç ülkenin, İran dışındaki İslam ülkeleri arasında en kuvvetli askeri güce sahip ülkeler olmasının da bölgedeki diğer ülkelerin anlaşmaya katılmasını teşvik edecek bir unsur olduğu görüşünde. Bu gelişmelerin, enerji arz güvenliğine ve diğer sektörlere sağlayacağı dışsallıklar açısından önemli olacağını dile getiren Yıldıran, "Ülkelerin dış ticaretine ve askeri sanayilerinin teknolojik atılım yapmalarına fırsat verecek ve bölgesel istikrara da katkı sağlama potansiyeli bulunuyor.
Bu anlaşmanın kısa dönemli piyasa riskleri açısından değerlendirmesi yapıldığında; özellikle İran Savaşı'nın Suudi Arabistan'a sıçraması ihtimali veya Hindistan ile Pakistan arasındaki gerginliklerin artması durumunda, Türkiye açısından jeopolitik riskleri artırabilecek hususlar taşıdığı da görülüyor. Bu durumun, piyasalar ve turizm sektörü açısından kısa dönemde bir risk olarak dikkate alınması ve yönetilmesi gerekir" dedi.
"MAKİNE VE OTOMOTİV İÇİN YENİ BİR UFUK AÇILIR"
Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanvekili Kutlu Karavelioğlu, anlaşmanın kapsadığı coğrafyanın genişlemesi ve yeni müttefiklerin ekosisteme katılmasının ölçeklerin büyümesi anlamına geldiğini ve batıdaki korumacılık duvarlarına ve doğunun ucuz, haksız rekabetine karşı sanayici için korunaklı bir pazar derinliği yaratacağını vurguladı. Karavelioğlu, "Made in Europe meselesinden ne kadar etkileneceği belli olmayan makine ve otomotiv sektörleri için yeni bir ufuk açılır. Tedarik zincirlerinde fiyattan ziyade 'kalite', 'güven' ve 'operasyonel süreklilik' parametrelerinin belirleyici hale geldiği bu dönemde, Pakistan'ın nükleer teknolojilerdeki gelişmiş potansiyelin de yansımaları ile pakt büyüsün büyümesin Türk imalat sanayiini küresel askeri-sanayi hiyerarşisinde ikame edilemez bir yere taşır" diye konuştu.
BÖLGESEL ENTEGRASYONA KATKISI
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi, SETA Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan, Mekke Anlaşması'nın fiziki sınır komşuluğu bulunmayan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ötesine geçerek bölgesel entegrasyonu tetikleme potansiyeli olduğu görüşünde. Paktın uzun vadeli başarısı ve coğrafi bütünlüğü için Irak ve Suriye'nin iç istikrarını kazanarak bu sisteme eklemlenmesinin kritik önem taşıdığına dikkat çeken Aslan, "Irak ve Suriye de Mısır'la birlikte, sadece askeri bağlamda değil, aynı zamanda ekonomik, finansal veya sanayi bağlamında bu sürece dahil olabilir. Irak'ta 17-20 milyar dolar bütçeli, karayolu ve demiryolu inşasının ötesine geçen Kalkınma Yolu Projesi ön plana çıkıyor. Irak tarafında bu yol istikametinde endüstri bölgelerin tesis edilmesi Iraklılar tarafından planlanıyor. Özellikle Türkiye'nin güney doğusunda Gaziantep başta olmak üzere endüstriyel bağlamda kendi olgunluğuna erişmiş şehirlerimiz büyük bir ihtimalle bu yolla birlikte sadece Irak'a değil, aynı zamanda yol vasıtasıyla Kuveyt, Suudi Arabistan gibi farklı istikametlere de bağlanacak. Pakt, Irak'ın hem Türkiye'ye hem Suudi Arabistan'a ekonomik ve finansal bağlamda, savunma bağlamında entegre edilmesine yol açacak bir başlangıç noktası. Benzer şekilde, Suriye üzerinden Akdeniz'e ve Anadolu'ya uzanacak ulaşım koridorları, bölgede güvenlikten ekonomiye uzanan bir iş birliği ortamı yaratacaktır. Bu nedenle böyle bir pakt Suriye'yi de denkleme dahil ediyor. Bu nedenle Körfez ülkeleri Irak ve Suriye'nin de Mısır'la birlikte önümüzdeki dönemde bu sürece tabi olacaklarını değerlendiriyorum. Hatta iç meselelerini çözmesi ve anlaşmaya taraf ülkelerin oluruyla zamanla Libya'nın da bu sürece dahil olması söz konusu olabilir" diye konuştu.
"EMSAL OLUŞTURABİLİR"
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na dahil olmak için üç ülkenin olurunun alınması gerektiğine dikkat çeken Aslan, bu nedenle iş birliğine dahil olmak isteyen diğer bölge ülkelerinin sadece kendi aralarındaki sorunları çözmeleri ve yönetmeleri değil aynı zamanda kendilerini farklı bir lige teşvik etmeleri ve kendi toplumları lehine bir sistem inşa etmeleri gerektiğini söyledi. Aslan, "Orta Doğu'da devlet sorunu yok, sistem sorunu var. Dolayısıyla anlaşmanın, hukuk devleti başta olmak üzere teknolojinin de içinde yer aldığı tamamen kendi başına kendini kontrol edebilecek şeffaf ve sürdürülebilir bir sistemin tesisini teşvik edici bir yönü de olacak. Bu model Orta Doğu ve Körfez ile sınırlı kalmayıp, Malezya, Endonezya ve Singapur ile Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler için de güçlü bir emsal oluşturabilir" dedi.
Seyit ARDIÇ / Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı
"Ortak üretime yönelmeliyiz"
Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde odaklanmamız gereken beş alan var. Birincisi, yalnızca nihai ürün satışına değil, ortak üretime yönelmeliyiz. Suudi Arabistan ve Pakistan yerel katma değer, teknoloji kazanımı ve tedarik güvenliği istiyor. Türk ana yüklenicileri ile Ankara'daki KOBİ'lerimizin birlikte hareket edeceği paketler hazırlanmalı; parça, alt sistem ve yazılım kabiliyetleri teklifin başından itibaren görünür olmalı.
İkincisi, bakım, onarım ve lojistik desteğini satıştan ayrı düşünmemeliyiz. Bir savunma sisteminin gerçek değeri, ömür devri boyunca hazır tutulabilmesidir. Yerel bakım merkezleri, yedek parça depoları, eğitim ve saha desteği hem güven oluşturur hem de tek seferlik ihracatı uzun süreli gelir modeline dönüştürür.
Üçüncüsü, ürün bazlı hareket etmeliyiz. Suudi Arabistan'da hava aracı aksamı, gaz türbini parçaları, seyrüsefer ve optik sistemler; Pakistan'da belirli silah ve mühimmat bileşenleri, koruyucu sistemler ve platform alt sistemleri öne çıkıyor.
Dördüncüsü, teknoloji paylaşımının sınırlarını baştan belirlemeliyiz. Yerelleşme hedefleri ile fikri mülkiyet, kritik tasarım bilgisi, siber güvenlik ve üçüncü ülkelere yeniden ihracat koşulları dengelenmeli. Ortaklık kurarken kısa vadeli sipariş uğruna uzun vadeli teknoloji avantajımızı zayıflatmamalıyız.
Beşincisi, finansman ve mevzuat hazırlığını güçlendirmeliyiz. İhracat lisansları, son kullanıcı belgeleri, yaptırım ve uyum kontrolleri, yerel tedarik şartları, akreditif güvenliği ve uzun vadeli finansman aynı masada ele alınmalı. Savunma ihracatında iyi ürün kadar, sözleşme ve tahsilat güvenliği de belirleyicidir.
Zeki KIVANÇ / Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Birçok sektörde yeni iş birliği ve ihracat imkanları oluşabilir"
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı, güvenlik boyutunun yanı sıra sanayi ve ihracat açısından da önemli bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Anlaşmanın uygulamaya geçmesiyle birlikte başta savunma sanayii olmak üzere elektronik, yazılım, makine, metal, kimya, otomotiv, enerji ve teknik tekstil gibi birçok sektörümüzde yeni iş birliği ve ihracat imkanları oluşabilir.
Savunma sanayii, geniş bir yan sanayi ve tedarik zincirini harekete geçiren stratejik bir alan. Bu nedenle ortaya çıkacak yeni projelerin KOBİ'lerimiz ve sanayimizin farklı sektörleri için de önemli fırsatlar yaratacağına inanıyorum.
Anlaşmanın ilerleyen dönemde başka ülkelerin katılımıyla genişlemesi ise bu fırsatları daha da büyütebilir. Böyle bir yapı, Türk sanayicisi için yalnızca yeni pazarlar değil; ortak üretim, yatırım, teknoloji transferi ve bölgesel tedarik zincirlerine dahil olma imkanı da sağlayacaktır.
Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı ile bölgenin yatırım ve pazar potansiyelini bir araya getirmemiz gerekiyor. Sanayicimizin bu yeni döneme şimdiden hazırlanması, ürün ve pazar çeşitliliğini artırması büyük önem taşıyor.
Mekke'de atılan bu stratejik adımın, doğru ekonomik ve sanayi politikalarıyla desteklenmesi halinde Türkiye'nin ihracatına ve üretim gücüne önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Mustafa GÜLTEPE / Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı
"Birbirini tamamlayan ticaret ve sanayi ekosistemine zemin hazırlayabilir"
Ticaret önce güven demektir; güvenin olmadığı yerde ticaret olmaz. Dolayısıyla, bölgesel istikrarın derinleşmesi, bu coğrafyada yer alan her ülkenin ticari anlamda lehine bir ortam yaratır. 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, askeri iş birliğinin ötesinde ekonomik ilişkiler açısından da önemli sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. Ülkeler arasında güçlenen stratejik güvenin, belirsizlikleri ve işlem maliyetlerini azaltarak karşılıklı ticaret ve yatırımları teşvik etmesi beklenebilir. Türkiye'nin 273.4 milyar dolar, Suudi Arabistan'ın 310.6 milyar dolar ve Pakistan'ın 30.7 milyar dolar seviyesindeki yıllık toplam ihracat tutarları dikkate alındığında; Suudi Arabistan'ın sermaye ve diplomatik gücü, Pakistan'ın insan kaynağı ve Türkiye'nin üretim kapasitesinin bu mutabakat çerçevesinde bir araya gelmesi, üç ülke arasında güçlü ve birbirini tamamlayan bir ticaret ve sanayi ekosisteminin oluşmasına zemin hazırlayabilir.
Bu durum, başta savunma ve havacılık sanayimiz olmak üzere makine imalatı, elektrik-elektronik, siber güvenlik, teknik tekstil, kimya ve lojistik gibi stratejik sektörlerde üretim ve ihracatın hızlanmasını sağlayabilir. Diliyoruz ki anlaşmayla atılan bu güvenlik adımı, sadece güvenlik alanında kalmaz; ticaret, teknoloji ve yatırım gibi pek çok farklı alanda güçlü ekonomik iş birliklerinin de önünü açarak bölgemiz için kalıcı bir refah ikliminin miladı olur.
Doç. Dr. Murat ASLAN / Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi, SETA Araştırmacısı
"Körfez sermayesinin Türkiye'ye akmasını kolaylaştıracak"
Mekke Anlaşması, taraf ülkelere birbirini savunma yükümlülüğü getiren bir pakt niteliğinde. Bu paktın ilk ve en doğrudan etkisi savunma yönetiminde taraf ülkelerin yakınlaşması olarak ortaya çıkıyor. Savunma yönetimi sürecinin ayakları belli: Savunma politikalarının, savunma stratejilerinin oluşturulması, savunma endüstrisinin birbirlerini tamamlayacak şekilde entegre edilmesi. Bunun için çok derin çalışmalar yapılması gerekir. En az 5-10 yıllık süreç. Doktrin üretilir, ortak kurumlar tesis edilir. Türkiye'nin halihazırda işleyen güçlü savunma ekosistemi ilgi çekmekte; ortak Ar-Ge, teknoloji transferi ile yerel üretimi teşvik eden çok katmanlı bir iş birliği sunmakta. Hatırlanacağı üzere, Suudi Arabistan geçmişte Türkiye'de yaptığı görüşmelerde -Suudi Arabistan'da yapılacak üretimler de teşvik edilmek kaydıyla- Türk savunma sanayi firmalarına ilgi duyduklarını ifade etmişti. Bu anlaşma çerçevesinde ülkelerin birbirini savunma ve özellikle savunma sanayii alanında iş birliği yapmaları, devletler dışında aynı zamanda şirketlerin de (devletlerin iznine tabi olarak) birbirlerini tamamlayacak projelere müştereken girmesi anlamına geliyor. Savunma alanındaki bu stratejik yakınlaşma, yalnız askeri boyutla kalmayıp doğrudan geniş çaplı bir finansal ve ekonomik etki yaratabilir. Savunma sanayi yatırım gerektiren bir alan. Bu yatırımın nasıl finanse edileceği aslında herkes tarafından net bir şekilde biliniyor. Bunun finans ayağında mutlaka bankaların garanti mektuplarından başlamak kaydıyla, devletlerin borsalarında işlem gören hisse senetlerine kadar çok geniş yelpazede bir finansal etki var. Körfez sermayesinin geçmişten bu yana küresel finans ve bankacılık sektöründeki güçlü varlığı dikkate alındığında, bu güvenlik mimarisiyle oluşacak güven ortamı, finansal kaynakların batı pazarının yanı sıra; Türkiye'ye de akmasını kolaylaştıracaktır.
Prof. Dr. Murat YÜLEK / OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü
"Ekonomi ve ticari konuları da kapsarsa ekonomik büyümeye fayda sağlar"
Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler ülkeler arasındaki kültürel ve siyasi ilişkilerin seviyesinin hissettirdiğinin çok çok altında. Üç ülke arasında yapılan Mekke Ortak Savunma Anlaşması uluslararası ilişkiler açısından çok önemli olmakla birlikte bu ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin istenilen düzeye çıkmasında ancak sınırlı katkı yapacaktır. Ortak teknoloji bölgeleri kurulması, ortak savunma teknolojisi altyapısı oluşturulması gibi konular bu yeni kurulan siyasi ortaklığın kapsama alanı içinde değil. Öte yandan Türk savunma şirketleri Körfez bölgesinde ve Pakistan'da aktif olarak iş geliştirme yapıyor. Savunma sanayi ihracatımız hızla artıyor ve cari açığımızın bir miktar da olsa kısılmasına katkıda bulunuyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması eğer bu gibi ekonomik ve ticari konuları da kapsayacak şekilde geliştirilirse her üç ülkenin de kalkınmasına ve ekonomik büyümesine faydası olacaktır.
Prof. Dr. Mustafa YILDIRAN / Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Nükleer yatırımlarda iş birliği fırsatları yaratabilecek"
Pakistan ile Türkiye arasında 2025'te 25 milyon dolardan fazla askeri mühimmat ve askeri teçhizat satışı yapıldı. SIPRI verilerine göre, Türkiye'nin savunma sanayisi ihracatının yüzde 16'sı ile en çok satış yapılan ülke Pakistan. Bu anlaşma ile Pakistan ve Türkiye arasındaki savunma sanayisi iş birliğinin daha hızlı gelişmesi sağlanabilecek. Ayrıca Pakistan'ın nükleer silahlara sahip olması, Türkiye'nin gelecekte stratejik olarak nükleer konularda yapacağı yatırımlarda iş birliği fırsatları yaratabilecek.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki 2020 sonrasında gelişmeye başladı. Türkiye 2025'te 3.8 milyar dolar ihracat yaparken 3.4 milyar dolar seviyesinde ithalat gerçekleştirdi. Türkiye'nin askeri ürünler ihracatında insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve askeri araçlar bulunuyor. Bu yapının, imzalanan savunma anlaşması ile bu ürünlerin ve hava savunma sistemlerinin ortaklaşa üretimine yönelik bir dönüşüm geçirmesi beklenebilir. Bu konuda, Suudi Arabistan ulusal fonunun sahip olduğu finansal kaynaklar ile Türkiye'nin teknolojik gücünün birleştirilmesi hedefi var. Bu şekilde bir dönüşümde yatırımların hangi ülkede üstlenileceği önemli. Suudi Arabistan üretimi kendi ülkesinde istediğinde, Türkiye'nin know-how ve lisans hakları ihracatında artış olacak. Üretimin Türkiye'de gerçekleştirilmesi, Türkiye açısından cari açık ve istihdam yönünden daha fazla avantaj sağlayacak. Özellikle İran Savaşı sırasında tıkanan Hürmüz Boğazı ihracatının bir kısmının Türkiye üzerinden gerçekleştirilmesi opsiyonunu da anlaşmanın genişlemesi ihtimali ile birlikte yeni bir fırsat alanı olarak görmek mümkün.
Kutlu KARAVELİOĞLU / Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Yönetim Kurulu Başkanı
"Güvenli bölgesel sanayi ile güçlü tedarik koridoru bizi bekliyor"
Suudi Arabistan'ın finansman gücü, Pakistan'ın askeri ölçeği ve Türkiye'nin yüksek imalat kabiliyeti murat edilen şekilde birleşirse, güvenli bir bölgesel sanayi ile güçlü bir tedarik koridoru bizi bekliyor. Bu yapının ticari potansiyelini kestirememekle birlikte, savunma sanayiinin ölçeklenme ihtiyacı, Türk makine ve imalat sanayiine güçlü ve doğrudan bir talep olarak yansıyacaktır. Bu süreçte çarkları ilk hızlanacak makine alt dallarının başında sanayi altyapısını besleyen takım tezgâhları, hassas döküm, kaynak, ısıl işlem, yüzey kaplama tesisleri ile yüksek hassasiyetli otomasyon ve test sistemleri geliyor. Her birine gömülen yazılım ve elektroniği söylemeye lüzum dahi yok. Bunları içten yanmalı motor aksamları, aktarma organları, türbin, turbojet ve hidrolik sistem üreticileri ile savunma platformlarına girdi sağlayan kauçuk, plastik ve ileri kompozit bileşenlerin imalatçıları izleyecektir.
Başta Almanya veya ABD'de olmak üzere, savunma şirketlerinin mevcut kapasite sorunlarını hızlandırılmış yeni veya tevsii yatırımlarıyla aşmaya çalıştıklarını, makine imalatçılarının dahi nihai ürünler geliştirmek üzere çalıştıklarını görüyoruz. Dünyada sıfır makine yatırımlarının temkinli ilerlediği bir dönemde, mevcut tesislerin teknolojik ömrünü uzatacak kurulum, bakım, entegrasyon ve proses modernizasyonu hizmetleri de ivme kazanacak; sektörümüz ürün ve tesis satışının yanında yüksek katma değerli hizmet ihracatçısı kimliğini de öne çıkaracaktır.