İDRİZ ÇOKAL/ Meyvecilik konusunda oldukça iddialı bir ülkeyiz. Bu alanda çok önemli yatırımlar yapılıyor. Bildiğimiz klasik bahçelerin yanı sıra bin dekara kadar ulaşan büyük bahçeler kuruluyor. Üstelik bu bahçelerde çocukluğumuzdan beri gördüğümüz meyvelerin dışında, tüm dünyada yüksek rağbet gören blueberry (yaban mersini) gibi değerli ürünlerin ekim alanları da yaygınlaşıyor. Bu yatırımlardan biri de Yalova'nın Altınova ilçesinde kurulmuş durumda. Bu bahçeyi kuran Mimar Levent Sarılgan sıradan biri değil. Türkiye'de en büyük yaban mersini bahçesini kuran ve işleten bir isim. Mimar Levent Sarılgan uzun yıllar profesyonel olarak çalışmış. Sonra denizcilik sektörüne yelken açmış. En sonunda da çocukluk hayaline emeklilik yaşında kavuşmak için rotayı tarım sektörüne kırmış.
Alova Farm Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Levent Sarılgan, Yalova Altınova'da 300 dönüm eğimli arazide yaban mersini bahçesi kurmuş. Bir ara vazgeçmek üzere iken Letvent Capital ile yolları kesişmiş ve stratejik ortaklık kurulmuş. Böylece hedefler büyütülmüş. Şimdi Türkiye'de üretilen yaban mersininin yüzde 10'unu tek başına karşılamak üzere yeni yatırımlar yapıyorlar. Levent Sarılgan ile Yalova'daki Türkiye'nin en büyük yaban mersini bahçesinde konuştuk...
Önce sizden bahsedelim. Neler yaptınız geçmişte?
İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu mimarım. Uzun yıllar profesyonel olarak üst düzey yönetici olarak çalıştım. Piyasanın bildiği birçok firmada görev aldım. Erken yaşta emekli oldum ve kendimi denize bıraktım. Bir süre armatörlük yaptım. Oğlum ekmeğini eline alınca artık emekliliğin tadını çıkarma sırası bende diyerek çocukluk hayalim olan tarım işine girdim.
Tarıma girişiniz nasıl oldu? İlk nereden başladınız?
Yalova'da bugün bahçelerin bulunduğu araziler bana aitti. Buraya yerleştim. Aslında her şey 10 dönümlük bir çilek serasıyla başladı. Çilek işi de şöyle gelişti: Eskiden birlikte çalıştığım, çekirdekli meyveler konusunda dünyanın en iyi danışmanlarından biri olan İtalyan bir dostumu buraya davet ettim. Ona, 'Ben burada ne yapacağım, nasıl bir tarım yapmalıyım?' diye sordum. Beraber bütün çevreyi, etraftaki köyleri tek tek dolaştık. Sonunda bana, 'Sen burada ancak "berry" (üzümsü meyveler) yapabilirsin, sadece bunda başarılı olursun' dedi.
Bunun üzerine berry'nin bütün türlerini araştırmaya başladım. Fakat o dönem Türkiye'de yaban mersini (blueberry) ile ilgili danışabileceğim tek bir kişi bile yoktu, yetişmiş eleman bulmak imkansızdı. Çilek de (strawberry) bir berry cinsi olduğu için, işe seralarda topraksız çilek üretimiyle başladım. Yaklaşık 3 yıl boyunca bunu yaptım. O sırada bir yandan ahududu, böğürtlen, frenk üzümü, bektaşi üzümü gibi neredeyse bütün berry türlerini yetiştiriyor, bir yandan da yaban mersini deniyordum. Ama Türkiye'deki yaban mersini çeşitleri o kadar verimsizdi ki, çıkan meyveler çok kötüydü.
Çilekten neden vazgeçip yaban mersinine döndünüz?
Çileği 3 sene yaptım ama arkasında öyle bir hikaye var ki... Beni çilekten o kadar yıldırdılar ki anlatamam. Topraksız tarımla bana göre dünyanın en güzel çileğini üretiyordum. Ama madalyonun diğer yüzü farklıydı: Biz bugün burada 300 dönüm arazide 7 yıldır tek bir ot ilacı bile kullanmadık. Bütün otları elimizle söküyoruz, her tarafı jütle kapladık. Ben bunca emekle o muazzam çileği yetiştirirken, diğer yanda çamurlar içinde, ot ilacıyla üretim yapanlarla aynı pazara çıkmak zorunda kaldım. Onlar çileği 10 liraya satıyordu, bense 10 liraya mal edemiyordum. Bu işin bu şekilde yürümeyeceğini, sürdürülebilir olmadığını gördüm ve çilek üretimini büyütmemeye karar verdim.
Yaban mersini seçeneği bu noktada mı devreye girdi?
Tam o süreçte yurt dışındaki fuarlara gitmeye başladım. Orada doğru, kaliteli berry'leri gördüm. Üreticilere bu çeşitlerin Türkiye'de neden olmadığını sorduğumda acı bir gerçekle karşılaştım. Geçmişte bu kaliteli çeşitleri Türkiye'ye verdiklerini, fakat bizim çiftçilerin bunları lisans hakkını ödemeden, doku kültürüyle kaçak ürettiklerini söylediler. İntihal ve lisans sorunları yüzünden artık Türkiye'ye bu nitelikli çeşitleri vermiyorlarmış. Bunu öğrenince yönümü tamamen yaban mersinine çevirdim. Derken bir şubat ayı geldi. Oğlum Amerika'ya yerleşmeye karar vermişti. Benim de artık içimde bir bezginlik vardı, 'Bırakıp gideyim buraları' diyordum. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu, şöminenin başına geçtim. Laptopu açtım ve arama motoruna sadece 'tarım yatırımları' yazdım. Karşıma Letven çıktı.
Letven Capital sonuçta bir finans şirketi. Nasıl başladı iş birliğiniz?
Letven Capital'i aradım ve Genel Müdürü Kamil Kılıç Bey ziyaretimize geldi buraya. Ona içimi döktüm; 'Ben burada bir türlü istediğim değeri yaratamadım. Bir hayalim vardı ama gerçekleşmedi' dedim. Mevzunun çilek olmadığını, asıl potansiyelin yaban mersininde (blueberry) olduğunu anlattım. Dönüm maliyetlerini, buranın topraklarında neler yapabileceğimizi tek tek döktüm önüne. Kamil Bey beni dinledi, dinledi ve sonra dönüp, 'Sen yap, biz destek olalım' dedi. 'Amerika'ya falan taşınma, gitme; kal burada, kavgaya devam et' dedi.
Sizi kim ikna etti yatırımın devamı için?
Dürüst olmak gerekirse o an hemen ikna olmadım. Benden daha akıllı olan oğlumu aradım. 'Bak' dedim, 'böyle böyle bir adamla tanıştım, aramızda şöyle bir konuşma geçti. Şimdi benden bir PowerPoint sunumu istiyorlar. Ben 60 yaşındayım, ne anlarım bu saatten sonra sunum hazırlamaktan?' Oğlum o dönem McKinsey'de çalışıyordu. 'Baba sen bana anlat, ben sana sunumu hazırlarım' dedi. O sordu, ben cevapladım ve ortaya çıkan o sunumu Kamil Bey'e ilettik.
Ben hâlâ kararsızlık içinde gidip gelirken, oğlum bana hayatımın tavsiyesini verdi: 'Baba, yap bu işi' dedi. 'Çünkü sen hayatın boyunca hep büyük işler başardın. Eğer orada 10 dönüm arazide küçük küçük şeylerle uğraşırsan çok mutsuz olursun. Sen bu işe gir ki, oradan yine kendine devasa bir hikaye yarat.' Bu sözler kulağımın bir kenarında öylece yer etti.
Bu iş birliği sonrasında neler yaptınız? Yatırımın bugün geldiği noktayı anlatır mısınız?
Ve nihayetinde ortaklığa adım attık; 2022 yılında şirketimizi kurduk. İlk başladığımızda topu topu 5 bin saksımız vardı. Aradan sadece 3 yıl geçti ve bugün tam 125 bin saksıya ulaştık. Bu yılın, yani 2026'nın sonunda ise hedefimiz 200 bin saksıyı yakalamak. Bu rakamlar ne anlama mı geliyor? İki yıl sonra tam 1000 ton meyve demek! Türkiye'de üretilen toplam yaban mersininin yüzde 10'unu tek başımıza karşılamak demek! Ve en önemlisi; dünyadaki en büyük ilk 10 kuzeyli meyve üreticisinden biri olmak demek. İşte o şömine başında başlayan hayal, bugün bizi bu devasa noktaya taşıdı. Girdik bir yola ama buralara 3 yılda nasıl geldik, bazen ben bile inanamıyorum. Her yıl 100 dönüm yeni bahçe kur, hasat yap, hemen arkasından yine yeni bahçe kur... Muazzam bir tempo içindeyiz.
Bahçelerimizde son teknolojileri kullanıyoruz.
Yaban mersini fidanlarını nereden temin ediyorsunuz?
Dünyada bu işi domine eden neredeyse 3 büyük dev grup var; bunlardan biri de Sekoya. Pazardaki en büyük pay onlara ait ve dünya genelinde sadece 13-14 tane özel üyeleri bulunuyor. İnanılmaz yüksek verimli, muazzam kalitede meyveler... İşte o meyvelerin fidan sahibi ve tüm lisans haklarının yöneticisi bu grup. Normalde en az 1000 dönüm arazide çiftçilik yapıyorsanız size verdikleri çok özel çeşitleri var. Fakat üzerinizde hiçbir lisans hakkı olmuyor, bütün ipler onların elinde. Hatta öyle ki, eğer onların istediği standartta, kalitede bir üretim yapamazsanız, imzaladığınız sözleşmeye göre gelip bahçenizi imha etme hakları bile var! Yani ben bu çiftliği onların arzu ettiği o en üst düzeyde yönetemezsem, bana üretim izni vermiyorlar, bu kadar katılar. Biz karşıdaki araziyi aldık ve tam 90 günde sıfırdan kurduk. O günden sonra Sekoya'nın ziraat mühendisleri, üst düzey yöneticileri buraya düzenli ziyaretler yapmaya başladı.
Peki sonuçları ne oldu?
Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Orayı artık dünyaya 'örnek bahçe' olarak gösteriyorlar. Şimdi yeni Sekoya üreticilerine, 'Alova Farm'daki düzeni, orada kullanılan malzemeleri birebir kullanmak şartıyla size fidan veririz' diyorlar. Daha geçen aylarda hem Bulgaristan'dan hem Romanya'dan üreticiler sırf bizim bahçeyi incelemeye, ziyarete geldiler. Burada yaptığımız işin ne kadar vizyoner ve değerli olduğunu gözleriyle görüp bize bizzat söylediler.
Yaban mersininin pazarı nasıl? Geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Şu anda iç pazar oldukça yoğun. Ancak biz 2030 yılından sonra Türkiye'deki üretimin 20 bin tonlara çıkacağını, iç pazarda fiyatların dengeleneceğini ve yurt dışı fiyatlarının daha yüksek kalacağını öngörüyoruz. Bu yüzden küresel bir partnerle çalışıyoruz; benim ürettiğim bütün malı Amerikalılar satın almak zorunda. Yapılanmamızı tamamen buna göre kurduk. Türkiye pazarı büyüyor. Geçen sene iç pazarda talep yüzde 35 artarken, üretim sadece yüzde 15 artabildi; yani tonaj talebe yetişemiyor. Aslında bizim vizyonumuzun kırılma noktası da tam olarak bu oldu. Henüz 25 bin saksı seviyesindeyken dünya devi Lidl bizi ziyarete geldi. Üretimi çok beğendiler ve 'Birlikte iş yapalım' dediler. Kapasite beklentilerini sorduğumda, 'Bize yıllık 5 bin ton lazım' cevabını aldım. O dönem tüm Türkiye zaten 5 bin ton üretiyordu, bende ise sadece 100 ton mal vardı! İşte o an uyandık; 'Bizim hızla ölçeklenmemiz gerekiyor' dedik. Türkiye olarak bu bölgede benim gibi 4 tane daha işletme olsa, dünyaya her gün rahatça iki tır mal yollarız.
Toplanan ürünleri nerede paketliyorsunuz? Kendi tesisiniz var mı?
Bir de paketleme tesisi yatırımı yaptık. İspanyol menşeili aldığımız cihaz o kadar güçlü ki, 8 ay tam kapasite çalıştığında Türkiye'nin tüm yaban mersinini tek başına paketleyebilecek boyutta. Görüntü işleme teknolojisiyle çalışıyor tesis. 12 hatta sahip. Önümüzdeki sene 12'li hattan bir tane daha gelecek. Aynı anda hem 300 grama hem 250 grama, hem de 125 grama paketleme yapabileceğiz.
Yaban mersini nerelerde yetiştirilir? Özel bir iklimi var mı?
Ben bu üretimi 45 derece eğimli yamaçlarda yapıyorum, bataklıkta yaptım; yani tesis kurduğumuz hiçbir yer düz değildi. Tarım yapılamaz denilen, tamamen marjinal alanlardı hepsi. Bizim iddiamız tam olarak şu: Suyunuz olduğu sürece topraksız tarımla bu katma değerli ürünü her yerde yetiştirebilirsiniz. Hava koşulu bile bir engel değil; yaban mersininin bin bir çeşidi var. Florida'da da yetişiyor, Ontario'da da Kafkasya'da da Antalya'da da... Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin.
Yaban mersini kaç yıllık bir meyve, her yıl yenilenir mi? Bir de neden saksıda, direkt toprağa dikilemiyor mu?
Yaban mersini saksı dışında da yetişebilir ama biz saksıda olanını tercih ediyoruz. Her şey bizim kontrolümüzde. Sulaması, gübresi her şey bilgisayarlı sistemlerle yapılıyor. Saksıda bunu yönetmek daha iyi sonuçlar veriyor. Yaban mersini fidanını saksıya diktikten sonra 12-13 sene meyve alabilirsiniz. Yıllık dikim gerekmez.
"Yalova'dan çıkıp dünya devleri arasına oturduk"
İşin bir de Amerika ayağı var... Bizim Amerikalı bir ortağımız var; Sekoya'nın 14 özel üyesinden biri. Bu üyelerin 13'ü ticari şirket, sadece bir tanesi kooperatif. İşte o Amerikalı kooperatif, ilk kurulduğunda Michiganlı elmacıların hayata geçirdiği, daha sonra berry gruplarına evrilen ve şu anda dünyadaki en büyük 3'üncü berry organizasyonu olan North Bay. Onların da kendi içlerinde 31 tane üyesi var. Eğer biz hedeflediğimiz gibi 200 bin saksıya ulaşırsak, North Bay'in dünyadaki 32'nci üyesi olarak aralarına katılacağız. Yalova'dan çıkıp dünya devlerinin masasına oturacağız. Bu hem bizim hem de Türkiye tarımı için gerçekten tarif edilemez, çok büyük bir değer.
Hedefimiz büyük; Amerika'daki o dev şirketin ortağı olacağız. Asıl hayalimiz, üretimi 500 dönüme çıkarabilmek. Bu da 250 bin saksı ve 1500 ton meyve demek ki, işte o zaman bu proje benim için tamamlanmış olur.
"Büyük bir ekosistem oluşturuyoruz"
Kamil KILIÇ / Letven Capital Genel Müdürü
Türkiye'nin yaban mersini üretiminde muazzam bir kapasitesi var. Gözümüz kapalı söylüyorum; kuzey şeridinde yer alan 8 ilimizde bu üretimi hakkıyla kurguladığımız takdirde, sadece 4 yıl içinde 200 bin ton üretim hacmini rahatlıkla yakalarız. Hangi iller mi? Artvin'den başlayıp bu tarafa doğru uzanan tüm Karadeniz hattı... Artvin'de de Bartın'da da bu iş çok rahatlıkla yapılabilir, potansiyeli yüksek o kadar çok yerimiz var ki. Biz Letven Capital olarak, bu büyük sistemi ve ekosistemi hakkıyla oluşturabilmek adına pazarın yüzde 20'sini kontrol edecek şekilde yaygın bir yapı kuruyoruz.
Alova Farm, tam olarak bu değer ekonomisini inşa ettiğimiz en kritik noktalardan biri. Bu yüzden çok hızlı hareket ediyoruz. Alova'nın hemen yakınında yer alan 600 dönümlük bir arazi daha var; orayı sadece kendi şirketimiz Alova olarak değil, bu ekosistemi bizimle büyütecek yatırımcılarla birlikte hayata geçirmek istiyoruz. Çünkü burada asıl mesele küresel ölçeği yakalamak. Bölgedeki diğer tarımsal alternatifleri de çok iyi çalışıyoruz ama bugün konuyu dağıtmamak adına odak noktamız yaban mersini.