Hedef: 100 bin girişim

15. Yeni Nesil Girişimcilik Zirvesi’nde konuşan Milli Teknoloji ve Yapay Zeka Genel Müdür Yardımcısı Dr. Damla Turan, 2030’a kadar 100 bin tekno girişim hedeflediklerini söyledi. Turan, bu rakama ulaşmak için yürütülen çok katmanlı çalışmaları anlattı.
20.04.2026 11:51 GÜNCELLEME : 22.04.2026 10:52

Türkiye girişimcilik ekosistemi, 2020-2024 döneminde önemli bir dönüşüm yaşadı. 2020 ve 2021 yıllarında küresel ölçekte yaşanan hızlı büyüme, 2022 ve 2023'te durgunluk ve dengelenme arayışına dönüştü. 2024 yılında nispeten canlanan bir yatırım ortamına tanıklık ettik. 2025'te mega yatırımların azalmasıyla toplam hacimde bir düşüş yaşansa da işlem sayısı bazında hareketlilik sürdü. Geçen yıl girişimcilik ekosisteminin hacmi 1,4 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Ancak ortaya çıkan tablo, bir geri çekilmeden çok, denge ve yeniden konumlanma sürecine girdiğimizi gösteriyor. Türkiye girişimcilik ekosistemi son 30 yılda yedi unicorn çıkardı; fintek ve mobil oyunda dünya çapında söz sahibi hale geldi; yatırım ekosistemi olgunlaştı ve güçlendi. Bugün tüm sektörler gibi girişimcilik ekosistemi de farklı bir eşikte duruyor. Küresel ölçekte yatırım dinamikleri yeniden şekilleniyor; yapay zeka başta olmak üzere yeni teknolojiler iş modellerini kökten dönüştürüyor. Artık yalnızca hızlı büyümenin değil, sürdürülebilirliğin, verimliliğin ve stratejik ölçeklenmenin konuşulduğu bir dönemdeyiz. Tüm bu gelişmeler girişimcilik dünyasında yeni soruları ve yeni arayışları beraberinde getiriyor.

Platin sponsorluğunu Halkbank, Takas İstanbul ve Türk Telekom'un, silver sponsorluğunu ise THY'nin üstlendiği 15. Yeni Nesil Girişimcilik Zirvesi, bu gündem maddeleriyle hayata geçirildi. "Yeni İklim" ana temasıyla düzenlenen etkinlikte girişimcilik ekosisteminin önemli oyuncuları stratejilerini paylaştı.

GİRİŞİMCİLİĞİN DÜNÜ VE YARINI

Vuvy kurucu CEO'su ve Endeavour Türkiye Başkanı Emre Kurttepeli, zirvenin açılış oturumunda Türkiye girişim ekosisteminin 30 yıllık gelişimini, kuşaklararası farkları ve yapay zekanın getirdiği dönüşümü değerlendirdi. Kurttepeli, Türkiye'nin yapay zeka yarışında geç kalmamak için ivedi adımlar atması gerektiği uyarısında bulundu. Sanayici bir aileden gelen Emre Kurttepeli, üç yıl sanayi sektöründe çalıştıktan sonra 1996'da internetin dünyayı birbirine bağladığı o kritik dönemde dijital girişimciliğe adım attı. Kurttepeli o yılları şöyle özetledi: "Girişimciliğin hem fiziksel hem de mental olarak yorucu olduğunu biliyorduk. Her gün uyandığınızda çok çalışmak yetmiyordu, yaptığınız işin olup olmayacağını sorgulamak zorunda kalıyordunuz. O dönemde yatırımcı bulmak da son derece zordu."

Kurttepeli, Türkiye girişim ekosisteminin geçirdiği dönüşümü üç temel kırılma noktasında ele aldı. Birincisi internetin kullanıcıyla üreticiyi yüz yüze getirmesiyle sektörleri kökten değiştirmesi; ikincisi mobilin 24 saat erişim imkanı sağlayarak oyun, e-ticaret ve bankacılıkta yeni bir çağ açması. Üçüncü ve en büyük dönüşüm ise yapay zeka: "İnternet ve mobil aslında insanları ve cihazları birbirine bağladı. Yapay zeka ise o bağlantıyı akıllı hale getiriyor. Aradaki katman artık sizin adınıza düşünüyor, veriyi sizin yerinize işliyor. Bu, çok daha büyük bir evrim."

Galata Business Angels çatısı altında pek çok girişimciye yatırım yapan Kurttepeli, genç kuşağın iki önemli artısını öne çıkardı: Yurtdışına açılmaktan çekinmeyen özgüven ve iş birliğine yatkınlık. "Bizim jenerasyonda bir eziklik vardı, 'yabancı malı bizden iyidir' diyorduk. Şimdi gençler ilk günden dünyaya pazarlayacağım diyor. Rakiple bile iş birliği yapıyor" dedi. Öte yandan genç girişimcilerin en büyük zaafını 'kaçırma korkusu' olarak tanımlayan Kurttepeli, "30'unda milyarder olmazsam çok geç olacak" kaygısının yarattığı aceleciliğin tehlikeli olduğunu söyledi. İyi bir firmaya ulaşmak için bazen beş farklı girişimi batırmak gerekebileceğini hatırlatan Kurttepeli, "Yolculuğu bir süreç olarak görün, bu haftanın geçen haftadan iyi olması yeter" önerisini paylaştı.

Ekim 2023'te Medizone'a sattığı Mynet'in mobil oyun tarafını elinde tutan Kurttepeli, Türkiye'nin küresel oyun haritasında güçlü bir merkez konumuna geldiğinin altını çizdi. Kurttepeli, "Yunanistan'dan bir oyun firması başvursa kimse bakmaz, Türk deyince 10 yatırımcı üstüne hücum ediyor. Oyun sektörü rüştünü ispat etti." Ancak yapay zeka söz konusu olduğunda o kadar iyimser olmadığını ifade eden Kurttepeli, "Türkiye yapay zekada büyüyecekse korkunç bir veri merkezi altyapısına ihtiyacı var. Şu an ihtiyacın 10'da birindeyiz. Mühendisler, veri yasaları, altyapı... Bunlar olmadan 'yapay zeka yapalım' demek, interneti olmayan bir ülkede internet girişimi kurmak gibi" diye konuştu.

HEDEF 100 BİN GİRİŞİM

15. Yeni Nesil Girişimcilik Zirvesi'nde özel bir oturum gerçekleştiren T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji ve Yapay Zeka Genel Müdür Yardımcısı Dr. Damla Turan, Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesi'ni ve teknoloji girişimciliği alanındaki politikaları tüm boyutlarıyla aktardı.

Öncelikle Milli Teknoloji Hamlesi'nin ne anlama geldiğini açıklayan Turan, "Dördüncü sanayi devriminden sonra teknoloji çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Yeni nesil yıkıcı teknolojiler sektörleri ve iş yapış biçimlerini kökten değiştiriyor. Bu dönüşüme cevap verebilmek için ülkeler farklı stratejiler benimsiyor. Bizim bu yeni döneme verdiğimiz yanıtın marka adı ise Milli Teknoloji Hamlesi. Yani bu, Türkiye'nin yeni nesil sanayi ve teknoloji stratejisinin şemsiye adı" dedi.

Turan, Milli Teknoloji Hamlesi'nin üç temel kavram üzerine inşa edildiğini vurgulayarak şöyle devam etti: "Bu kavramlar yerlilik, millilik ve özgünlük. Yerlilik, üretimin ülke sınırları içinde gerçekleştirilmesini; millilik, fikri mülkiyet haklarının ülkeye ait olmasını; özgünlük ise var olan teknolojileri olduğu gibi kopyalamak yerine yenilikçi ve inovatif yaklaşımlarla geliştirmeyi ifade eder. Bu üç eksenin bütünü, Milli Teknoloji Hamlesi kavramının tam karşılığıdır."

Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında teknoloji girişimciliğini ayrı bir perspektifte ele aldıklarını ifade eden Turan, "Her şirket için finansmana erişim önemli ancak konu teknoloji tabanlı girişimcilik olduğunda, yüksek Ar-Ge giderleri ve gelir modelinin olgunlaşma süreci düşünüldüğünde bu risk iki katına çıkıyor. Bunun için hem destek programlarımıza devam ediyoruz hem de girişim sermayesine erişimi kolaylaştırmak için çeşitli araçlar geliştirdik. Teknoloji ve İnovasyon Fonu buna iyi bir örnek. Bu fon hem doğrudan girişimlere yatırım yapabiliyor hem de fonların fonu aracılığıyla ekosisteme yatırım yapan girişim sermayesi fonlarını destekleyebiliyor" dedi.

Türkiye'deki 100'ü aşkın teknopark ve 12 binden fazla teknoloji girişiminin faaliyetlerine değinen Turan, yalnızca vergisel teşvikler sağlamakla kalmayıp bilginin ticarileşmesine ve ekosistem inşasına katkı sunduklarını söyledi. İleri aşamadaki girişimcilere yönelik Turkcon 100 programını da anlatan Turan, "Girişimlerin birbirleriyle ağ kurmasını, globalleşmeye yönelik hızlandırma programlarına katılmasını ve uluslararası yatırımcı ile müşterilere ulaşmasını sağlıyoruz" şeklinde konuştu.

2030'a kadar 100 bin tekno girişim hedeflerinden söz eden Turan, bu hedefe ulaşmak için yürütülen çok katmanlı çalışmaları şöyle özetledi: "TeknoFest'ten doğan takımların girişime dönüşmesinden tutun da Tekno Girişim Konseyi bünyesinde ilgili bakanlıkların, kurum başkanlarının, STK'ların, teknoparkların ve girişimcilerin bir arada istişare ettiği mekanizmalara kadar geniş bir yelpazede çalışıyoruz. Bu istişare platformunda mevzuat iyileştirilmesi ya da yeni destek programı ihtiyacı ortaya çıktığında hızla hayata geçirebiliyoruz."

GİRİŞİMCİYİ GİRİŞİMCİ OLMADAN TANIMAK

Etkinliğin kapanış oturumunun konuğu son 10 yılda dördü Türkiye'den toplam beş unicorn çıkaran e2vc'nin kurucu ortağı Enis Hulli'ydi. Girişim sermayesi sektörünün var olmasının tek dayanağının birkaç milyar dolarlık şirketlerin çıkma ihtimali olduğunu söyleyen Hulli, fon işinde 'bir şirkete yatırım yapıp 3-5 çarpan elde etmek' stratejisinin doğru olmadığını ifade etti. Hulli, "Piyasada 100 tane VC fonu varsa zaten yarısından çoğu zarar ediyor. Dolayısıyla karlı olabilmek için amacınız en iyi yüzde 10 hatta yüzde 5 fon arasına girmek olmalı" diye konuştu.

Bu bakış açısının, e2vc'nin stratejisini de şekillendiren ana tema olduğunu söyleyen Hulli, "Eğer bir şirketin birkaç milyar dolar değerlemeye ulaşmasına oynuyorsak sadece olasılıksal anlamda baktığımızda Türkiye pazarı buna yeterli değil, Avrupa da öyle. Ama ABD pazarından sürekli milyar dolarlık şirketler çıkıyor. Dolayısıyla 10 yıl önce tüm felsefemizi, bu argümana dayandırdık ve ABD odaklı işlere yatırım yapma kararı aldık" dedi.

e2vc'nin portföyündeki girişimcileri üç gruba ayırdıklarını anlatan Hulli, sözlerini şöyle sürdürdü: "San Francisco'da yerleşik olanlar, oraya taşınmak isteyenler ve Türkiye'de oyun sektöründe faaliyet gösterenler. "Köprü" stratejisi adını verdikleri bu modelin altyapısını güçlendirmek için geçen haftalarda San Francisco, South Park'ta ilk bağımsız ofislerini açtılar. Halihazırda mevcut fonun yapısı da yüzde 70-80 ABD odaklı geri kalanı ise Türkiye'de yaptıkları global odaklı oyun girişimleri."

Türkiye'den çıkan yedi unicorn'un dördünün e2vc'nin portföyünden çıktığını hatırlatan Hulli, "Fikir aşamasındaki girişimleri hatta henüz girişimci bile olmamış insanları bulmaya çalışıyoruz. Ciro yapmamış olması tercihimiz" diye konuştu. Hulli, sözlerine şöyle devam etti: "Aradığımız girişimci, yanındaki Türk girişimciyle değil aynı zamanda San Francisco'daki girişimciyle de rekabet edebilmeli. Bu da jenerasyonunda belki en iyi birkaç bin kişiden biri olmayı gerektiriyor. Öyle bir girişimcinin de sermayeye ihtiyacı olmaz, istediği an para bulabilir. Sizin paranızın o kadar özel bir yeri yok."

Hulli'nin girişimci keşfetme sistemi, Türkiye'nin önde gelen sekiz üniversitesinde kurduğu bir gözlem ağına dayanıyor. Bu ağ aracılığıyla her dönem mühendislik okuyan öğrencileri takip ediyor. Yurtdışına gidenler de bu takipten muaf değil. Oxford, Cambridge, Stanford gibi üniversitelerdeki nitelikli Türk öğrencileri radarında tutmaya çalışıyor. "Mümkünse her biri WhatsApp'ımızda olsun. Mesajlaşabiliyor olalım" diyen Hulli, "Çünkü bu insanların günün birinde kuracağı şirkete ortak olmak istiyorsan, o şirket kurulmadan önce ilişkiyi kurmuş olmalısın" diye de ekledi.

Hulli konuşmasında son dönemde bu stratejiyi bir adım daha geri götürdüklerini ve lise öğrencilerine yöneldiklerini anlattı. Üçüncü fonu 120 milyon dolar değerinde olan e2vc'nin portföyünde şu anda yeni unicorn adayları var. Hulli, "Değerlemesi 100 ila 1 milyar dolar arasında dokuz girişim bulunuyor. Unicorn'ları da sayarsanız 14 başarı hikayesinin içindeyiz" dedi.

TÜRK BİLİM İNSANLARINDAN GELECEK ÖNGÖRÜSÜ

Yeni Nesil Girişimcilik Zirvesi'nin "Gelecek Konuşmaları" bölümünde dünya çapında önemli inovasyonlara imza atan üç Türk akademisyen, sağlıktan iletişim ve malzeme bilimine uzanan geniş bir yelpazede yükselen teknolojileri anlattı.

PARA Dergisi'nin düzenlediği 15. Yeni Nesil Girişimcilik Zirvesi'nin "Gelecek Konuşmaları" başlıklı bölümünde ilk oturumun konuğu Kaliforniya Üniversitesi (Los Angeles) UCLA'den Chancellor's Profesör Aydoğan Özcan oldu. Kaliforniya Üniversitesi'nde yaklaşık 20 yıldır hesaplamalı görüntüleme sistemleri üzerine çalışmalar yürüten Özcan, bu alanda dünyanın en önemli bilim insanı. Yapay zeka ve optik bilimin kesişiminde geliştirdikleri teknolojilerin hem bilimsel hem de ticari açıdan önemli bir dönüşüm yarattığını söyleyen Özcan, çalışmalarının temel odağının "ölçüm biliminin demokratikleşmesi" olduğunu ifade etti. Profesör Özcan, "Mikroskobik ve nanoskopik ölçekte görüntüleme yapabilen cihazların daha ucuz, taşınabilir ve erişilebilir hale getirilmesi için çalışıyoruz. Bu kapsamda geliştirdiğimiz merceksiz mikroskoplar ve cep telefonuna entegre sistemler sayesinde, geçmişte yalnızca laboratuvar ortamında yapılabilen analizler artık sahada hatta ev ortamında yapılabiliyor" dedi.

Cep telefonuna entegre edilen optik sistemlerle DNA iplikçiklerinin dahi görüntülenebildiğini aktaran Özcan, bu teknolojilerin tek nükleotit seviyesinde mutasyon tespiti yapabildiğini ve özellikle kanser teşhisinde kullanılabildiğini söyledi. Geliştirilen sistemlerin bağırsak kanseri gibi hastalıklarda test edildiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini de ekledi. Laboratuvarının yalnızca görüntüleme değil, sensör teknolojileri alanında da önemli gelişmeler kaydettiğini belirten Özcan, su ve gıda örneklerinde bakteri, parazit ve ağır metal tespiti yapabilen mobil sistemler geliştirdiklerini ifade etti. Özcan, bu teknolojilerin hızlı ve hassas ölçüm imkanı sunduğunu vurguladı.

2009'da ticarileştirilen ve mobil sağlık alanında kullanılan bir diğer sistemin, farklı teşhis testlerini okuyabilen "evrensel bir test okuyucu" olduğunu söyleyen Özcan, bu çözümün hem kullanıcılar hem de test geliştiren şirketler için önemli avantajlar sağladığını belirtti. Söz konusu girişimin 2015'te Dünya Ekonomik Forumu tarafından "Technology Pioneer" ödülüne layık görüldüğünü ve 2018'de başka bir şirket tarafından satın alındığını da hatırlattı.

Özcan, merceksiz mikroskopi alanında geliştirilen teknolojilerin en önemli avantajlarından birinin, geniş alanları hızlı ve düşük maliyetle tarayabilmesi olduğunu belirtti. Bu sistemlerin holografik görüntüleme ve yapay zeka algoritmalarıyla çalıştığını ifade eden Özcan, özellikle su analizinde kullanılan taşınabilir cihazların kimyasal kullanmadan mikroorganizmaları tespit edebildiğini söyledi. Geliştirilen bu sistemlerin balıkçılık, su arıtma ve çevre izleme gibi alanlarda kullanıldığını belirten Özcan, özellikle zararlı alg patlamalarının erken tespit edilmesinde büyük ekonomik kayıpların önüne geçilebildiğini ifade etti.

Konuşmasının son bölümünde biyomedikal alandaki en dikkat çekici çalışmalarından birine değinen Özcan, 2019'da kurduğu Pictor Labs aracılığıyla geliştirilen yapay zeka tabanlı "sanal doku boyama" teknolojisini anlattı. Bu teknoloji, klasik patoloji süreçlerinin en kritik aşamalarından biri olan doku boyamayı kökten değiştiriyor. Geleneksel biyopsi süreçlerinde hastadan alınan doku örnekleri, patologların inceleyebilmesi için kimyasal boyalarla işleniyor. Ancak bu yöntem hem zaman alıcı hem de geri dönüşü olmayan bir süreç. Doku örneğinin boyanması genellikle saatler sürerken bazı ileri boyama tekniklerinde bu süre 24 saate kadar çıkabiliyor. Üstelik kullanılan kimyasallar hem toksik hem de maliyetli. Daha da önemlisi, doku fiziksel olarak değiştirildiği için aynı örnek üzerinde farklı analizler yapmak çoğu zaman mümkün olmuyor ve hastadan yeniden biyopsi alınması gerekebiliyor.

Pictor Labs'ın geliştirdiği teknoloji ise bu süreci tamamen dijital ortama taşıyor. Özcan, sistemin herhangi bir kimyasal kullanmadan, dokunun doğal görüntülerini alarak bunları yapay zeka modelleriyle "boyanmış" hale dönüştürdüğünü belirtti. Bu yaklaşım sayesinde klasik yöntemlerle saatler süren işlemler bir dakikanın altına indirilebiliyor. Sistemin en önemli avantajlarından biri, tek bir biyopsi örneği üzerinden birden fazla boyamanın eş zamanlı olarak yapılabilmesi. Geleneksel yöntemlerde her bir boyama için ayrı doku kesitleri gerekirken bu teknoloji aynı doku üzerinde onlarca farklı analizi üst üste bindirerek sunabiliyor. Bu da patologların çok daha kapsamlı ve karşılaştırmalı veri elde etmesini sağlıyor. Bu teknolojinin hasta deneyimi açısından da kritik bir fark yarattığını vurgulayan Özcan, "Bugün ikinci bir biyopsi istenmesinin en önemli nedenlerinden biri, mevcut örneğin kimyasal boyama sürecinde tüketilmesi. Bizim yaklaşımımızda dokuya fiziksel olarak müdahale edilmediği için aynı örnek defalarca analiz edilebiliyor" dedi. Pictor Labs'ın geliştirdiği sistemin yalnızca hız ve maliyet avantajı sunmakla kalmadığını, aynı zamanda teşhis süreçlerini daha esnek hale getirdiğini belirten Özcan, bu modeli "patolojide Netflix yaklaşımı" olarak tanımladı. Buna göre patologlar ihtiyaç duydukları farklı boyama türlerine anlık olarak erişebiliyor, yeni analizler talep edebiliyor ve tüm süreci dijital ortamda yönetebiliyor.

Son olarak yapay zeka destekli görüntüleme ve sensör teknolojilerinin sağlık başta olmak üzere birçok sektörde dönüşüm yarattığını belirten Özcan, bu sistemlerin daha hızlı, daha ucuz ve daha erişilebilir çözümler sunarak geleceğin teşhis ve analiz yöntemlerini şekillendireceğini ifade etti.

5G VE ÖTESİ

Panelin bir diğer ismi, iletişim teknolojileri dünyasının küresel otoritelerinden Prof. Dr. İlhan Fuat Akyıldız'dı. 600'ün üzerinde yayını, 155 binden fazla atıf sayısı ve 100'ün üzerinde patentiyle geleceğin teknolojilerine yön veren Akyıldız, İzlanda'dan katıldığı oturumda 2050 yılının internetine ve iletişim altyapılarına dair kapsamlı bir vizyon sundu. 5G'nin Türkiye ve dünya gündeminde olduğu bir dönemde, 6G ve ötesindeki paradigma değişimlerini detaylandırdı.

Akyıldız, 5G'nin dünya genelinde yaygınlaşmaya devam ettiğini ancak asıl büyük dönüşümün 6G ile başlayacağını belirtti. 5G'nin bağlantı odaklı yapısının aksine 6G'nin yapay zekayı ağın doğal bir parçası haline getireceğini vurgulayan Akyıldız, bu sürecin sadece bir hız artışı değil, köklü bir "paradigma değişimi" olduğunu ifade etti. 6G ile birlikte iletişim ve algının bütünleşeceğini, ağların sadece veri iletmekle kalmayıp çevresini bir radar gibi algılayarak üç boyutlu haritalar çıkarabileceğini anlatan Akyıldız, bu sistemlerin "Kendi Kendini Yöneten Ağlar" olarak yapay zeka ajanları vasıtasıyla kontrol edileceğini belirtti. Geleceğin teknolojileri arasında en dikkat çekici başlık olarak "dokunulabilir hologramlar" ve "Bilişsel İkizler" kavramlarını öne çıkartan Prof. Dr. Akyıldız, şu detayları paylaştı: "Bugün 4.5G veya 5G ile denenen hologramlarda ciddi bir gecikme sorunu yaşanıyor. Ancak 6G ve sonrası dönemde, bir insanı dünyanın bir ucundan diğer ucuna ışınlamışçasına gerçek zamanlı ve fiziksel varlığından ayırt edilemeyecek hologramlar mümkün olacak. Bu teknoloji; tıpta uzaktan cerrahi müdahaleden eğitime, profesörlerin avatarları aracılığıyla dünyanın her yerinde aynı anda ders verebilmesine kadar her alanı kökten değiştirecek".

Bu seviyede bir iletişim için gereken teknik gereksinimlere de değinen Akyıldız, tek bir insan vücudunu hologramla iletmek için 4.3 terabaytlık devasa bir veri hacminin yönetilmesi gerektiğini belirtti. Gecikme süresinin 0.1 milisaniyenin altına inmesi gerektiğini vurgulayan Akyıldız, bu hız ve kapasitenin ancak kuantum iletişimi ve terahertz bantların kullanımıyla tam anlamıyla çözülebileceğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda Metaverse kavramının dünyayı değiştirecek asıl güç olduğunu ve gelecekte beş duyumuzun tamamının dijital olarak iletilebildiği "Bilişsel Bir Dünya"ya geçiş yapılacağını öngören Akyıldız, genç araştırmacılara şu sözlerle seslendi: "Hiç korkmadan devam edin, bazen gerilemeler olabilir ama kendinize inanın; hayatta çözülecek çok güzel problemler var."

MALZEMELERİN GELECEĞİ

Bu oturumun son konuşmacısı Stevens Institute of Technology Öğretim Üyesi ve Yüksek Dolgulu Malzemeler Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Dilhan Kalyon oldu. 1989 yılından bu yana enstitünün başında bulunan Kalyon, dünyada eşine az rastlanır bir disiplin olan "yüksek dereceli doldurulmuş malzemelerin" endüstriyel dönüşümdeki kritik rolünü ve bu alandaki küresel gelişmeleri detaylı bir şekilde paylaştı.

Kalyon, sunumunda özellikle hacimsel olarak yüzde 85-88 oranında katı parçacık içeren malzemelerin akışkanlığını ve şekillendirilebilirliğini yönetmenin ne denli büyük bir mühendislik becerisi gerektirdiğini vurguladı. Sabundan ilaca, savunma sanayinden uzay teknolojilerine kadar 16 farklı endüstride kullanılan bu malzemelerin, geleneksel deneme-yanılma yöntemleriyle çözülemeyecek kadar karmaşık yapılar sunduğunu belirtti. Kalyon, geliştirdikleri matematiksel modelleme yöntemleri ve "duvar kaymasını" (wall slip) bir sınır koşulu olarak hesaba katan algoritmalar sayesinde, üretim süreçlerini hatasız hale getirdiklerini ve 180'den fazla araştırma fonu ile bu becerileri ticarileştirdiklerini anlattı.

Teknolojide katma değer yaratmanın ekonomik gücüne de değinen Prof. Dr. Kalyon, yapay zeka ve büyük dil modellerinin (LLM) mühendislik süreçlerine entegre edilmesinin bilim insanları için artık bir zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Kendi sınıflarında dahi öğrencilerin bu modelleri kullanmasını teşvik ettiğini belirten Kalyon, yapay zekayı mühendisliği kökten değiştirecek bir güç olarak tanımladı.

Enstitü bünyesinde geliştirilen ve dünyanın en küçük, en esnek sistemlerinden biri olan modüler ekstrüder teknolojisinden bahseden Kalyon, bu sistemler sayesinde sadece birkaç gram üretilebilen çok değerli ilaç ham maddelerinin dahi başarıyla işlenebildiğini kaydetti. Sunumunun son bölümünde doku mühendisliği ve nanoteknoloji alanındaki çalışmalarına yer veren Kalyon, kök hücrelerin biyo-çözünür iskeletler üzerinde büyütülerek kıkırdak ve kemik dokusu oluşturulmasına yönelik "Melt Electro Writing" gibi ileri teknolojileri anlattı. Kalyon, özellikle Bursalı çalışma arkadaşlarıyla birlikte geliştirdikleri platin, gümüş ve kobalt nanoparçacıkları içeren çok katmanlı nanolif yapısına, Bursa'nın "çanak" anlamına gelmesinden esinlenerek "Nanobursa" adını verdiklerini belirtti. Bu özel yapının katalizör sentezlerinden doku mühendisliğine kadar geniş bir sahada kullanılabileceğini vurguladı.

YURTDIŞINDA BÜYÜYEN ÖRNEK GİRİŞİMLER

Her biri başlı başına bir örnek girişim hikayesi. Üstelik Türkiye sınırlarını çoktan aştılar. Avusturya'da, Hindistan'da rakiplerini geride bırakıp, ihale alıyorlar. İşte son dönemin kurucusu kadın olan yıldız girişim hikayeleri…

YENİ Nesil Girişimcilik Zirvesi'nde günün son panelinde son dönemde yatırım alan ve kurucusu kadın olan girişimler yer aldı. Vatut Teknoloji Kurucu Ortak, Para Dergisi Yazarı Doç. Dr. Ali Efe İralı moderatörlüğündeki panele Virgosol Kurucu Ortak ve Co-CEO'su Özgür Arzu Barbaros, ArkSigner Kurucu Ortak ve Genel Müdür Yardımcısı Özlem Kahramaner ve Kiralabunu Kurucu Ortağı Elif Kapıcı katıldı.

Panelde ilk sözü alan Özgür Arzu Barbaros, altı yıl önce kurulan Virgosol'un yazılım kalite kontrolü alanında faaliyet gösterdiğini belirterek, "Farklı sorunlara çözüm üreten beş ürünümüz ve çok-ajanlı yapay zeka platformu RabbitQA ile hizmet veriyoruz. Son üç yıldır Deloitte Fast 50 listesine girdik. Amacımız hızla değişen teknolojiye ayak uyduran ve onu destekleyen çözümler sunabilmek" dedi.

Barbaros, şirketi kurarken belirledikleri vizyonu şöyle özetledi: "Çalışkan, üreten insanlar olarak bir araya gelip yarattığımız değerle Türkiye'yi globalde temsil etmek." Bu vizyon doğrultusunda Virgosol'un, hizmet modelinden ürün modeline geçiş kararı aldığını aktaran Barbaros, bu stratejik dönüşümün arkasındaki motivasyonu ise şöyle anlattı: "Geçen haftalarda 18 önemli kurumun yöneticileriyle birlikte aynı masada otururken fark ettik ki hepimiz benzer alanlarda aynı efor ve kaynağı harcıyoruz. Teknolojide bir şey geliştirmek artık çok zorlayıcı değil ama herkes ayrı yerde aynı şey için kaynak tüketiyorsa bu hem verimsiz hem de sürdürülemez."

Bu vizyonla geliştirdikleri RabbitQA'nın yazılım dünyasında kalite güvence süreçlerini kökten değiştiren, yapay zeka destekli bir otonom test otomasyon platformu olduğunu söyleyen Barbaros, "Geleneksel yöntemlerde haftalar süren manuel test hazırlıklarını ve karmaşık kod yazım süreçlerini, çok hızlandırıyoruz. Ürün, testi sadece hataları bulan bir mekanizma olmaktan çıkarıp yazılımın her aşamasında ölçülebilir ve güvenilir bir otokontrol sistemine dönüştürüyor" dedi.

Revo Capital'den 3,5 milyon dolar yatırım alan Virgosol'un, söz konusu finansmanı global ekip büyütme, uluslararası pazarlama ve yurtdışı partner ağı kurmaya harcayacağını ifade eden Barbaros, yatırım sürecini bir vizyon ortaklığı olarak değerlendirdi. Barbaros, "Revo Capital ile Türkiye'nin globalde önemli bir değer elde etmesi konusunda ortak bir vizyona sahibiz. Yatırımın yaklaşık sekiz ayı geçti; ekibi oluşturduk, harekete geçtik, globalde önemli partner şirketlerle görüşmelere başladık" diye konuştu.

YENİ HEDEFİ HİNDİSTAN

Uçtan uca kimlik doğrulama, teknik onay ve elektronik imza çözümleri üreten dijital güvenlik şirketi Arksigner'ın kurucusu Özlem Kahramaner, 2015'te tespit ettikleri bir problemden yola çıkarak bugün Türkiye'nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasına girdiklerini anlattı. Her yıl yüzde 180 büyüyen Arksigner'ın, Deloitte Fast 50'nin en hızlı büyüyen şirketleri listesine girdiğini söyleyen Kahramaner, nitekim geçen yıl KAGİDER tarafından "Yılın Kadın Girişimcisi" seçilmişti.

Şirketin öne çıkan yeniliklerinden biri, e-imza başvurusunu tamamen dijitale taşıması. Artık kullanıcılar herhangi bir şubeye gitmeden mobil cihazları üzerinden başvuru yapıp dijital kimliklerini aktive ederek 10 dakika içinde e-imzalarını alabiliyor. Arksigner aynı zamanda bir sertifika otoritesi olarak da faaliyet gösteriyor. Dijital kimlik doğrulamayla entegre bu katman, süreçleri hem güvenli hem de son derece pratik kılıyor. Türkiye genelinde 10 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaşan şirketin reçete çözümü şehir hastaneleri dahil tüm sağlık kuruluşlarında aktif olarak kullanılıyor.

Operatörler cephesinde de kritik bir rol üstlenen Arksigner, BTK ile birlikte getirilen yeni mevzuat çerçevesinde Türk Telekom ve Turkcell başta olmak üzere yaklaşık 36 bin noktada kimlik doğrulama ve e-imza operasyonlarını yönetiyor. Yurtdışında da önemli açılımlar yapan şirket, Avusturya'da 10 küresel rakibi geride bırakarak e-imza cihazı ihalesini kazandı. Kahramaner, bu ihale sürecini şöyle anlattı: "Avusturya'da marketlerde kasiyerler fatura keserken tüm faturaları kayıtlı ekonomi kapsamına almak için e- imzayla imzalıyor. Bunun e-imza tokenları denilen elektronik imzanın güvenli bir şekilde saklanmasını ve kullanılmasını sağlayan, USB bellek benzeri akıllı kart okuyucu cihazlar var. Biz bunların Türkiye'deki tek üreticisiyiz. İhale de bu cihazlarla ilgiliydi ve Fransız, Çinli rakiplerimiz vardı. Şartnameye göre test amaçlı olarak 10 gün boyunca 10 cihaz verdik. Bizim cihazları test ettiklerinde şunu gördüler: Cihaz çalışırken pil ömrü çalışıyor ama cihaz imza atmıyorken cihaz duruyor. Yani orada uyku moduna geçiyor. Rakiplerimiz öyle yapmadığı için altı ay içinde cihaz çöpe gidiyor. Çok fazla sıkıntıları varmış. Biz o sıkıntıyı çözdük."
Hindistan pazarına da giriş yapan Arksigner, Azerbaycan'da 16 bankayla çalışıyor. Kahramaner, yapay zeka çağında girişimcilere şu mesajı veriyor: "Artık ajanları işe alıyoruz; bu ajanlar kendi aralarında problem çözüyor, hatta birbirleriyle konuşuyorlar. Yapay zekayı yönetemeyen ve onunla birlikte çalışamayanlar zamanla rekabette geride kalacak."

"GELECEKTE HER ŞEYİ KİRALAYACAĞIZ"

Panelde söz alan Kiralabunu kurucusu Elif Kapıcı ise altı yıl önce dünyada hızla büyüyen kiralama ekonomisini, paylaşım modellerini ve abonelik sistemlerini yakından inceleyerek Türkiye'ye uyarladıklarını anlattı. "İnsanlar artık bir ürüne sahip olmakla değil, o ürüne en kolay ve avantajlı şekilde erişmekle ilgileniyor. Bizim jenerasyonumuz kasetler ve DVD'ler satın alırdı ama kimse 15 yıldır bunları satın almıyor, hepimiz abonelik modeliyle kullanıyoruz" diyen Kapıcı, bu değişimin artık elektronik ürünlerden yazılımlara kadar pek çok kategoriye yayıldığını vurguladı.

Kiralabunu, teknoloji ürünleri dikeyi ile başladığı yolculukta üç kritik kullanıcı sorusuna yanıt verdi: Satın almadan önce deneme imkanı var mı? Belli bir süre kullanmak istiyorum, satın almak zorunda mıyım? Teknoloji değişince ürünümü yenileyebilir miyim? Bu soruların yanıtlanmasıyla birlikte kullanıcı tabanı hızla büyüdü. Bireysel kullanıcıların ardından KOBİ'ler ve büyük işletmeler de platforma dahil oldu. Bugün şirket, 150 binin üzerinde bireysel abone, binin üzerinde işletme kullanıcısı ve 250'ye yakın iş ortağıyla çok kanallı bir yapıya ulaştı.

Büyümenin en kritik kırılma noktasının iş ortaklıkları olduğunu vurgulayan Kapıcı, pazar ölçeğini yakalamak için markaların ve perakendecilerin kanallarını kullanmaya yöneldiklerini anlattı. Beyaz eşya devlerinden e-ticaret pazar yerlerine, büyük perakende zincirlerinden mağazalara kadar uzanan bu ortak ağı, abonelik modelini milyonlarca kullanıcının günlük alışveriş deneyiminin bir parçası haline getirdiklerini belirten Kapıcı, "Markalar da bu modeli ıskalamamaları gerektiğini fark etmeye başladı. Artık sahiplik değil, erişim önemli. Sürdürülebilirlik her şeyden önce geliyor. Gelecekte hiçbir şeyi satın almayacağız, her şeyi kiralayacağız ve bu çok uzak bir gelecek değil" diye konuştu.

BİZE ULAŞIN