Petrol şokuna karşı “dönüşüm” formülü

Hürmüz’deki güvenlik riskleri ve rafineri saldırılarıyla yeniden 100 doların üzerine tırmanan petrol fiyatları, küresel piyasalarda dezenflasyon takvimini tehdit ediyor. Fiyat şokunun akaryakıt pompasına hızla, sanayiye 1-2 ayda, nihai tüketiciye ise 2-3 ay gecikmeyle yansıyacağını vurgulayan uzmanlar; yükselen maliyet baskısına karşı reel sektöre operasyonel esneklik, yatırımcıya ise dengeli portföy reçetesi öneriyor.
03.10.2026 11:11 GÜNCELLEME : 05.10.2026 00:01

HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Küresel piyasalarda petrol baskısı ve jeopolitik belirsizlikler tırmanıyor. ABD ve İran arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik temaslar Brent petrolü 100 doların altına çekse de, Hürmüz Boğazı ve bölgesel güvenlik riskleri fiyatları yeniden kritik eşik olan 100 doların üzerine taşıdı. Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının seyrini ABD-İran diplomasisi, Hürmüz ve Kızıldeniz'deki sevkiyat güvenliği, Ukrayna-Rusya Savaşı, rafineri saldırıları, fiziki arz ve stok erimesi belirleyecek. Piyasada petrol fiyatlarında 85-90 dolar bandı yönetilebilir seviye olarak kabul görürken; 100 dolar üzerindeki kalıcılığın "enflasyonu tetikleyip, faiz indirimlerini geciktiren" bir senaryoya işaret ediyor. Brent petrol varilinin 120-150 dolar bandında seyri ise Hürmüz Boğazı'ndaki uzun süreli kesinti, Körfez altyapısının zarar görmesi ve ağır stok kaybı halinde gündeme gelecek senaryo olarak dillendiriliyor. Petrol fiyatlarında yaşanan şok artışların pompaya hızlı, sanayiye 1-2 ayda, nihai tüketiciye ise 2-3 ay gecikmeyle yansıyacağını vurgulayan uzmanlar, petrol fonunu "petrol yükseliyor alayım" mantığıyla değil, portföydeki enerji ve enflasyon riskini kısmen dengeleyen bir araç olarak görmek gerektiğini ifade ediyor. Yatırımcıya dengeli portföy reçetesi öneren uzmanlar, ihracatçı ve sanayiciye ise koruma reçetesi sunuyor. Öte yandan uzmanlar, mevcut krizin bugünkü maliyet baskısını doğrudan çözmese de yeşil ve yenilenebilir enerji dönüşümünün gelecekteki benzer şoklara karşı Türkiye için hayati bir kalkan ve stratejik zorunluluk olduğunu vurguluyor. Ayrıntılar haberimizde…

"BU KIŞ ZOR GEÇECEK"

Önce petrol fiyatlarının seyrine ilişkin beklentilere bir göz atalım. Uzmanlara göre, önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının seyrinde ABD'nin Orta Doğu politikaları ve Ukrayna-Rusya savaşı, vurulan rafineriler, OPEC+ politikası, stoklar ve küresel talep belirleyici olacak. Enerji uzmanı Ali Arif Aktürk, petrol fiyatlarındaki yükselişin Donald Trump yönetiminin Orta Doğu politikalarına bağlı olduğu görüşünde. Aktürk, şöyle devam ediyor:

"Artan petrol fiyatları ABD'li petrol şirketlerinde inanılmaz bir pozitif nakit artışı yaratmış olsa da ABD ekonomisine enflasyonist baskısı ile birlikte FED'e faiz baskısını da birlikte getiriyor. 40 trilyon dolarlık ABD borç sarmalında olan ABD hazinesine faizden dolayı inanılmaz bir yük getiriyor. Dolayısıyla ben 2027'de ABD'nin İran ile ilgili politikalarında değişim bekliyorum. Tabii ikinci önemli husus Ukrayna-Rusya savaşındaki son durum. Burada Avrupa ile Putin'in ilişkileri daha da gerilmekte. Ukrayna probleminin çözümü Orta Doğu'daki krizden daha zor. Burada en önemli unsur Kiev'in ekonomik hedeflere saldırılarının azaltılmasına ikna edilmesi. Ama bu da çok zor bir konu. Çünkü Kiev yönetimi üzerinde etkisi olan Avrupa'daki unsurlar ve Washington'un ortak bir politika üretmesi bugün için çok zor. Ben petrol ve doğalgaz piyasalarında 2027 ilkbaharından sonra fiyatlarda bir gevşeme bekliyorum. Ancak bu kış zor geçecek. Ülkemizde arzda bir sıkıntı beklemiyorum ama fiyatları yönetmekte siyasi irade çok zorlanacaktır."

"YÜKSEK FİYATLAR TALEBİ BASKILIYOR"

İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı Harun Raşit Demircan ise, petrolde bugünkü fiyatlamanın merkezinde Hürmüz Boğazı, ABD-İran ilişkileri, Körfez üretiminin ne hızla normale döneceği, Rusya kaynaklı ürün arzı ve OPEC+ politikası bulunduğuna dikkat çekiyor. Demircan, "Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2026 küresel petrol arzının geçen yıla göre ciddi biçimde gerilediğini ve stokların hızla eridiğini belirtiyor. Buna karşılık yüksek fiyatlar talebi de baskılıyor. EIA'nın temel senaryosu, Brent'in 2026'nın ikinci yarısında yaklaşık 90 dolar ortalamasında kalması, üretimin toparlanmasıyla 2027 ortalamasının 74 dolara gerilemesi yönünde. Dolayısıyla kalıcı 100 dolar üzeri fiyatlama için jeopolitik riskin fiziksel arz kaybına dönüşmeye devam etmesi gerekiyor" diyor.

Ahlatcı Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı Dinçer Kurt da, önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarında Hürmüz ve Kızıldeniz'de sevkiyat güvenliği, ABD-İran ilişkileri, OPEC+ politikası, stoklar ve küresel talebin belirleyici olacağı görüşünde.

İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, önceki hafta 104-110 dolara kadar çıktıktan sonra Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz güzergahından sevkiyatı artırması ve ABD-İran diplomasisine dair umutlarla geçen hafta Brent petrolün 98-100 dolar bandına kadar gerilediğine, ardından yükselişe geçtiğine işaret ediyor. Alçın, bunun, yılın başından beri süren Hürmüz Boğazı merkezli jeopolitik risk priminin hala fiyatlamanın belirleyici unsuru olduğunu gösterdiğine dikkat çekiyor.

"POMPAYA HIZLI, TÜKETİCİ FİYATINA 2-3 AY GECİKMELİ YANSIYOR"

Şimdi petrol fiyatlarının yansımalarına bakalım. Uzmanlara göre yükselen petrol fiyatları pompa fiyatlarından sanayicinin girdi maliyetlerine, lojistikten gıda enflasyonuna kadar zincirleme reaksiyon yaratıyor. Alçın, petrol şokunun ekonomiye geçişinin iki farklı kanaldan ilerlediğine işaret ediyor. Alçın, "İlki akaryakıt pompa fiyatları, ithal maliyet formülü nedeniyle neredeyse eş zamanlı ve mekanik biçimde yansıyor. Burada gecikme yalnızca birkaç günlük güncelleme periyoduyla sınırlı. Asıl kritik olan ikinci kanal; nakliye/navlun maliyetleri önce lojistik sektöründe, ardından gıda ve perakendede kendini gösteriyor. Çünkü Türkiye'de gıda enflasyonunun önemli bir bileşeni nakliye ve soğuk zincir maliyetleri. Sanayi tarafında ise enerji yoğun sektörler (çimento, demir-çelik, kimya, cam, gübre) girdi maliyetini genellikle 4-8 hafta içinde fiyatlara yansıtır; enerji dışı imalat sanayii için bu süre daha uzun, 2-3 aya kadar çıkabilir, çünkü rekabetçi baskı ve talep zayıflığı fiyatlama gücünü sınırlar. Kısacası: pompa hızlı, sanayi girdi maliyeti orta hızlı, nihai tüketici fiyatına tam yansıma ise 2-3 ay gecikmeli ve kısmi olur. Firmalar önce kar marjlarından feragat ederler ve ardından fiyata yansıtırlar" diye konuşuyor.

EN ÇOK HAVACILIK SEKTÖRÜNÜ ETKİLİYOR

Uzmanlara göre, petrol fiyatlarındaki yükseliş ilk ve en ağır darbeyi ulaştırma ve lojistik ile enerji yoğun sanayi ve hammaddeye vuruyor.

Ahlatcı Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı Dinçer Kurt, petrol fiyatlarındaki yükselişin ilk aşamada akaryakıt, enerji ve taşımacılık maliyetlerini artırırken, ikinci aşamada lojistik kanalıyla gıda, perakende ve sanayiye yayıldığını vurguluyor. Havacılık, petrokimya, plastik ve gübre gibi enerji yoğun sektörlerin baskıyı daha hızlı hissettiğine dikkat çeken Kurt, "Fiyatlama gücü yüksek şirketler maliyeti nihai fiyatlara daha kolay yansıtırken, talebin zayıf olduğu alanlarda kâr marjları baskı altında kalabilir" diyor.

İHRACATÇI VE SANAYİCİ İÇİN "KORUNMA REÇETESİ"

Prof. Dr. Alçın, yüksek enerji ve navlun maliyetleriyle karşı karşıya kalan ihracatçı ve sanayicinin, küresel rekabet gücünü korumak için kısa vadede önceliklendirebileceği finansal ve operasyonel tedbirlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:

"Hedging: Enerji ve döviz maliyeti öngörülemezliği, sabit fiyatlı ihracat sözleşmeleriyle birleşince marj riskini katlıyor. Vadeli döviz ve emtia (petrol/doğalgaz endeksli) hedge araçları, özellikle navlun ve enerji yoğun ihracatçılar için ilk savunma hattı olmalı.

Operasyonel esneklik: Enerji verimliliği yatırımları (kojenerasyon, atık ısı geri kazanımı) orta vadede etkili ama sermaye ve zaman gerektirir; bu şok döneminde daha hızlı getirisi olan tedbir, tedarik zincirinde stok ve rota çeşitlendirmesidir. Tek bir boğaz veya tek bir güzergaha bağımlılık azaltılmalı.

Yenilenebilir dönüşüm: Yenilenebilir enerji dönüşümünü stratejik olarak kabul etmek lazım ama etkisi 2-3 yıllık periyotta ortaya çıkabilir. Dolayısıyla enerji yatırımlarını öz ve yenilenebilir kaynağa çevirmek şimdiki sorunu çözmez ama gelecekte ortaya çıkacak şoklara karşı bir kalkan görevi görür.

Fiyatlama gücü olmayan KOBİ'lerse bu süreçte mümkün olduğunca döviz/navlun endeksli fiyat revizyonu maddesini iş sözleşmelerine eklemeliler."

"YATIRIMCI 'AYAKLI GAZETE' TÜYOLARINA RAĞBET ETMEMELİ"

Uzmanlara göre, yüksek petrol fiyatları enerji ithalatçısı gelişmekte olan ülkelerde cari açık, enflasyon, kur ve tahvil baskısını artırdığı için risk iştahını zayıflatıyor. Hem fon krizinin yarattığı etki hem de Hürmüz krizinin yaratabileceği geri çekilmeler piyasada belirsizliği artırıyor. Yatırımcı tarafında risk iştahı yönetilirken, bireysel yatırımcının mutlaka aracı kurumlardan danışmanlık alması gerektiği vurgulanıyor.

Prof. Dr. Alçın'a göre, bir yatırımcı için bu ortamda mantıklı olan şey öncelikle mevduat ve tahvilde kısa vadeli hareket etmesi. Alçın, "Altın geleneksel güvenli liman özelliğini koruyor, bu sebeple kesinlikle bir yatırım sepetinde kendine yer bulmalı. Döviz konusunda da bu yıl da enflasyon oranından yaklaşık yüzde 10 düşük artış olacağını hesaba katmak ve portföyde düşük ağırlıkla yer vermek mantıklı. Hisse senedi konusunda kesinlikle seçici olunması gereken bir dönem. Hem fon krizinin yarattığı etki hem de Hürmüz krizinin yaratabileceği geri çekilmelerden en az etkilenecek sektör ve şirket kağıtları izlenmeli, bu konuda kesinlikle bir aracı kurumdan danışmanlık alınmalı. Hisse konusunda bireysel yatırımcının 'ayaklı gazete' tüyolarına rağbet etmemeyi öğrenmesi gerekiyor" diye konuşuyor.

"ENERJİ VE ENFLASYON RİSKİNİ KISMEN DENGELİYOR"

İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı Harun Raşit Demircan da, petrol fonunu, "petrol yükseliyor, alayım" mantığıyla değil portföydeki enerji ve enflasyon riskini kısmen dengeleyen bir araç olarak görmek gerektiğini söylüyor. Demircan, "TEFAS'ta emtia fon sepetleri bulunuyor; ancak fonun petrol ağırlığı, döviz riski, vadeli kontrat kullanımı, yönetim ücreti ve özellikle kontrat yenileme maliyetleri incelenmeli. Petrol vadeli işlemlerine yatırım yapan bir fon, spot petrol fiyatıyla bire bir hareket etmek zorunda değildir. Bu nedenle küçük yatırımcı açısından tek başına petrol yerine çeşitlendirilmiş emtia fonları daha dengeli bir risk aktarımı sağlayabilir" diyor.

Petrol şokunun özellikle Türkiye gibi net enerji ithalatçılarında enflasyon, cari denge ve döviz ihtiyacı üzerinden risk primini artırabileceğini ifade eden Demircan, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: "Böyle dönemlerde portföyü tek bir varlığa yığmak yerine vade ve risk çeşitlendirmesi öne çıkıyor. Sabit getirili tarafta uzun vade enflasyon riskine daha hassas olduğu için kısa vade ve likidite önem kazanırken; hissede borçluluğu düşük, fiyatlama gücü yüksek şirketlerle petrol maliyetinden daha az etkilenen sektörler ayrışabilir. Altın ve döviz ise enerji şokunun kur ve enflasyon kanalına karşı portföy dengeleyicisi olarak değerlendirilebilir."

"MESELE YALNIZCA 'RİSK PRİMİ' DEĞİL"

Şimdi de petrol fiyatı senaryolarına bakalım. Demircan, Bugün Brent petrolün varili 100 doların üzerinde olduğundan 85–90 dolar bandının artık gerilimin azalması ve arzın toparlanması senaryosu olduğunu söylüyor. Demircan, "100 dolar üzerindeki fiyatların kalıcılaşması, küresel enflasyonun düşüşünü geciktirir, merkez bankalarının faiz indirim alanını daraltır ve enerji ithalatçısı gelişmekte olan ülkeleri daha fazla zorlar. 120–150 dolar ise ana senaryo olmaktan çok kuyruk riskidir; fakat Hürmüz geçişlerinin yeniden ciddi şekilde kesilmesi, Körfez altyapısının zarar görmesi ve stokların daha fazla erimesi halinde hala masadadır. Nitekim son piyasa değerlendirmelerinde arz kesintilerinin ağırlaşması halinde 150 dolar üzerinin mümkün olabileceğine ilişkin senaryolar da dile getiriliyor. Özetle yükselişin başlangıcı jeopolitikti; ancak bugün mesele yalnızca "risk primi" değil, fiili arz kaybı ve stok erimesidir" diyor.

Prof. Dr. Sinan ALÇIN / İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Petrolde 100 doların üzeri dezenflasyon takvimini zorlar"

Petrol fiyatlarının seyri konusunda da 85-90 dolar bandına yerleşme, mevcut arz kesintilerinin kısmen normalleşmesi ve OPEC+ esnekliğiyle uyumlu, yönetilebilir bir seviye olarak kabul edilebilir. Elbette bu düzeyin de enflasyon üzerinde etkisi var ama yine de bu etki aşırı olmaz. Enflasyonist etkisi belirgin ama kriz boyutunda değil. 100 doların üzerinde kalıcılaşma ise, özellikle Türkiye gibi ithalatçı ekonomiler için hem cari açık hem enflasyon patikasında belirgin bozulma anlamına gelir ve TCMB'nin dezenflasyon takvimini oldukça zorlar.

Türkiye'nin petrol ithalat faturası yıllık yaklaşık 40-45 milyar dolar civarında seyrediyor; kalıcı 10 dolarlık bir artış, ithalat hacmine bağlı olarak cari açığa yıllık 4-5 milyar dolar civarında ek yük anlamına gelebilir. Bu, GSYH'nin yaklaşık yüzde 0.3-0.4'üne denk gelen bir bozulma. Bütçe tarafında hem doğrudan kamu enerji ithalatı hem de ÖTV/akaryakıt sübvansiyon mekanizmaları üzerinden etki oluşur; TCMB'nin enflasyon patikası açısından ise petrol/enerji kanalı, gıda ve ulaştırma enflasyonuna hızlı geçiş nedeniyle yıl sonu TÜFE hedefinde 1-2 puanlık yukarı yönlü sapma riski taşır. Kalıcı bir petrol şoku senaryosunda, TCMB'nin faiz indirim takvimini erteleme, hatta gerekirse duraklatma ihtimali yüksek. Bu, "dezenflasyon patikasının tamamen terk edilmesi" değil, "hızının yavaşlatılması ve sıkı duruşun uzatılması" şeklinde okunmalı. Kısacası, petrol şoku geçici bir risk primiyse TCMB'nin sabırla beklemesi rasyonel; ama 100 doların üzerinde kalıcılaşırsa, yıl sonu enflasyon hedefinde revizyon ve faiz indirim takviminde erteleme kaçınılmaz hale gelir.

Ali Arif AKTÜRK / Enerji Uzmanı

"İthalat faturamız 75 milyar doları bulabilir"

Petrol piyasasında artık klasik arz-talep dinamiklerinin ötesinde, fiziki arzın tüketiciye ulaştırılabilmesi belirleyici hale geldi. IEA ve diğer kuruluşlar en önemli jeopolitik riskleri Hürmüz ve Bab-el Mendep olarak gösterse de Rusya Ukrayna savaşında Ukrayna'nın vurduğu rafinerilerin piyasalara yarattığı tahribat Orta Doğu'dan daha fazla olmaya başladı. Özellikle dizel ve jet yakıtı sıkıntısı hem petrol üreticisi ülkelerde hem de tüketici ülkelerde kendini göstermeye başladı. Hep literatürde konuşulan dünyanın günlük ham petrol tüketim rakamının yaklaşık 29 milyon ham petrol eşdeğer varile denk gelen kısmı dizeldir. Şu anda Ukrayna SİHA'ları ile vurulan rafinerilerin üretim kayıpları günlük yaklaşık 7 milyon varil ham petrol eşdeğeridir. Ben 27 Ekim'deki İsrail ve 3 Kasım'daki ABD ara seçimlerinden önce İran krizinde elle tutulur bir gelişme beklemiyorum. Özellikle İran tarafında diplomasi masasında çok fazla bir yol alınamayacaktır. Kasım ayından sonra diplomatik anlamda masa da kısmi çözümler görebiliriz.

Halihazırda şu anda 1 varil ham petrolün üzerine sadece navlun ve sigortadan dolayı 21,5 dolar/varil ilave bir maliyet geliyor. Tabii tüm bunlar gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim ekonomimizde de enflasyonist baskı oluşturuyor. Tahminlerime göre 2026 yılında petrol ve doğalgazdan dolayı 53-54 milyar dolar bir cari açıkla karşı karşıya kalacağız. Enerji ithalat faturamız 75 milyar dolarları bulabilir. Bununla birlikte bu cari açığın finansmanı ve bunun maliyeti de söz konusu. Bu cari açık için carry-trade imkanlarını ürkütmemek adına kontrollü bir döviz politikası sürdürülmeye çalışılmakta. Bu da Merkez Bankası rezervlerinin üzerine baskı yaratacaktır. Ayrıca PPK'nın faiz politikasını da etkileyecektir.

Harun Türker KARA / Ankara Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Türkiye'nin enerjide dönüşümü başarması kritik"

Enerji fiyatlarındaki artış, küresel ölçekte enflasyonu doğrudan etkileyen başlıca faktörlerden biri. IMF'nin çalışmalarına göre petrol fiyatlarındaki yüzde 10'luk bir artış, ülkeler arasında farklılık gösterse de enflasyonda ortalama 0.4 puanlık bir yükselişe yol açabiliyor. Türkiye özelinde ise Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de ifade ettiği gibi, savaşın enflasyon üzerindeki etkisi 7 puan civarında. Bu tabloda savaşın etki kanalları arasında en belirleyici olanı enerji ve petrol. Merkez Bankası çalışmalarından yaptığımız çıkarıma göre ortalama 80 dolar düzeyinde seyreden bir petrol fiyatı olması halinde petrol fiyatlarındaki 10 dolarlık bir artış cari açığı da 2 milyar dolar civarında artırabilir. Ancak bu durum cari açığın milli gelire oranı açısından sıkıntı teşkil etmeyecektir.

Savaş kaynaklı enerji fiyat artışın risk teşkil ettiğini biliyoruz. Öte yandan, yeşil dönüşümün sanayimiz üzerinde etkisini bir avantaja çevirmek Türkiye için stratejik bir öncelik. Son yıllarda temiz enerjiye yaptığımız yatırımlar, hem uzun vadeli dönüşüme hazırlanmamızı sağlıyor hem de bugün yaşanan dış şokların etkisini hafifletmede önemli bir işlev görüyor. Sanayicilerimizin de uzun vadeli perspektiften kopmadan alternatif taşıma modellerine yönelmesi büyük önem taşıyor. Yenilenebilir enerji kapasitesini artırarak, yerli kaynaklarımızı devreye alarak ve petrol, doğalgaz kaynaklarımız ve kritik madenlerdeki potansiyelimizi değerlendirerek bu açığı adım adım kapatabiliriz. Türkiye'nin bu dönüşümü başarması kritik.

Dinçer KURT / Ahlatcı Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı

"Yüksek fiyatlar faiz indirimlerini geciktirebilir"

Küçük yatırımcı açısından petrol veya emtiaya dayalı TEFAS fonları, portföyün sınırlı bir bölümünde risk dengeleme aracı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu fonların getirisi petrolü birebir takip etmeyebilir; kur, vadeli kontrat yapısı, fon giderleri ve diğer emtiaların ağırlığı sonucu etkiler. Petrol şoku enerji ithalatçısı gelişmekte olan ülkelerde cari açık, enflasyon, kur ve tahvil baskısını artırabilir. Bu nedenle fiyatlama gücü ve döviz geliri yüksek şirketler, kısa vadeli sabit getirili araçlar, altın ve döviz daha koruyucu olabilir. Mevcut yükselişte hem fiziksel arz kaybı hem de jeopolitik risk primi etkili olduğundan hareketi tamamen geçici veya kalıcı olarak tanımlamak için henüz erken. Brent'in 85-90 dolar bandında kalması enflasyondaki düşüşü yavaşlatabilir, 100 dolar üzerindeki kalıcılık faiz indirimlerini geciktirip büyümeyi baskılayabilir. 120-150 dolar senaryosu ise Hürmüz'de uzun süreli kesinti veya büyük ölçekli arz kaybı halinde gündeme gelebilir.

Harun Raşit DEMİRCAN / İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı

"Eşel mobilden kademeli çıkış petrol fiyatlarına duyarlılığı yeniden artırıyor"

Petrol şokunun ilk etkisi akaryakıtta görülür; ardından taşımacılık, lojistik, tarım ve sanayinin enerji ve nakliye maliyetleri üzerinden ikinci tur fiyatlamalar başlar. Gıdada tarladan markete taşıma maliyeti, sanayide plastikten kimyaya kadar petrol türevi girdiler devreye girer. Fiyatlama gücü yüksek sektörler maliyeti daha hızlı tüketiciye aktarırken, rekabetin yoğun olduğu sektörlerde önce kar marjları daralır. TCMB hesaplamasına göre eşel mobil sistemi bulunmadığı durumda Brent'te yüzde 10'luk artışın TÜFE üzerindeki toplam etkisi 12 ayda yaklaşık 1 puana ulaşabiliyor. 2026'da eşel mobil bu geçişkenliği sınırladı; ancak sistemden kademeli çıkış, petrol fiyatlarına duyarlılığı yeniden artırıyor.

Prof. Dr. Esra KABAKLARLI / Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Yüksek petrol fiyatları OVP hedefini zorlar"

Petrol fiyatlarındaki son yükseliş Orta Vadeli Program (OVP) açısından önemli bir risk oluşturuyor. Programda Brent petrolün 2026'da ortalama 88 dolar, 2027'de ise 76 dolar olması öngörülüyor. Ancak son dönemde petrolün bu seviyelerin belirgin üzerinde seyretmesi ve TL olarak motorinin ilk kez üç haneli rakamlara gelmesi, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını artırarak hem cari denge hem de enflasyon açısından ilave baskı yaratabilir.

Bu nedenle petrol fiyatlarını sadece enerji maliyeti olarak değil, OVP'nin diğer hedeflerini etkileyen temel bir değişken olarak görmek gerekiyor. Petrol fiyatlarının yüksek kalması, cari açığı artırabilir; aynı zamanda enerji ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyonun düşüşünü de zorlaştırabilir. Böyle bir durumda para politikasının daha uzun süre sıkı kalması gerekebilir ve bu da büyüme hedefleri üzerinde baskı yaratabilir.

BİZE ULAŞIN