Üretime sıkılaşma freni

Mayısta sanayi üretimi aylık yüzde 2.9 daralırken, yıllık bazda değişim göstermedi. Haziranda DİBS en çok kazandıran finansal yatırım aracı oldu. İhracat pazarı iklimi ve ihracatta artış beklentileri iyileşirken, Türk imalat sanayi ürünleri açısından en büyük beş pazardan üçünde üretim daraldı.
16.07.2026 12:25 GÜNCELLEME : 16.07.2026 12:25

HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Büyümenin öncü göstergelerinden sanayi üretimi mayısta aylık yüzde 2.9 azalırken, yıllık bazda değişiklik göstermedi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre sanayinin alt sektörleri incelendiğinde mayısta madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi aylık yüzde 1.5 artarken, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3.3, elektrik, gaz, bu ve iklimlendirme ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 0.9 azaldı. Yıllık bazda bakıldığında mayısta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi yüzde 5 azaldı, imalat sanayi endeksi yüzde 0.3, elektrik gaz, buhar endeksi yüzde 1 arttı. Mayısta sanayi üretimi ara malında aylık yüzde 0.2, yıllık yüzde 3.2 artarken, sermaye malında aylık yüzde 12.7, yıllık yüzde 3.5 azalış gösterdi. Yüksek teknoloji üretimi de mayısta aylık bazda yüzde 2.5 daralırken, yıllık bazda yüzde 7.9 arttı. Ekonomistler, uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle iç talepteki yavaşlamanın üretimi azalttığına, büyümeyi frenlediğine dikkat çekiyor.

Hatırlanacağı üzere TÜİK, Türkiye ekonomisinin 2026 yılı birinci çeyrekte (zincirlenmiş hacim endeksi olarak) yıllık yüzde 2.5 büyüdüğünü açıklamıştı. Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrek performansı 31 Ağustos'ta belli olacak.

Orta Vadeli Program'da 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3.8 olarak belirlenmişken, piyasa katılımcıları anketinde katılımcıların beklentileri yüzde 3.2 olarak gerçekleşti. Ahlatçı Holding Strateji Direktörü Tonguç Erbaş, 2026 yılı sonu ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3.2 olarak ifade etti.

Öte yandan, Uluslararası Para Fonu (IMF), bu yıl için küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 3.1'den yüzde 3'e, Türkiye ekonomisinin ekonomik büyüme tahminini ise yüzde 3.4'ten yüzde 2.9'a düşürdü. IMF, Türkiye ekonomisinin 2027 yılı büyüme tahminini ise yüzde 3.5'ten yüzde 3.6'ya çıkardı.

AYLIK EN YÜKSEK REEL GETİRİ DİBS'TE

Haziranda aylık en yüksek reel getiri devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS) oldu. TÜİK verilerine göre, aylık en yüksek reel getiri yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1.60, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 2.42 oranlarıyla DİBS'te gerçekleşti. Haziranda en çok kaybettiren yatırım aracı ise külçe altın oldu. Yatırımcısına Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7.39, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 6.64 oranında kaybettirdi. Haziran ayının kaybettiren diğer iki finansal yatırım aracı ise BIST-100 endeksi ve euro oldu.

Üç aylık değerlendirmede brüt mevduat faizi, altı aylık ve yıllık değerlendirmede BIST-100 endeksi en çok kazandıran yatırım aracı olarak kaydedildi.

İHRACATTA ARTIŞ BEKLENTİSİ

Ticaret Bakanlığı'nın yayınladığı 4-17 Haziran 2026 tarihleri arasında uygulanan Dış Ticaret Beklenti Anketi sonuçlarına göre, 2026 yılı üçüncü çeyrek ihracat beklenti endeksi bir önceki çeyreğe göre 2.4 puan artarak 101.5 oldu. Üçüncü çeyrek ithalat beklenti endeksi ise bir önceki çeyreğe göre 2.2 puan azalarak 102.7 düzeyinde gerçekleşti.

Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, dış ticaret beklentilerine ilişkin yaptığı değerlendirmede küresel ekonomide ağırlaşan rekabet şartlarının, artan jeopolitik gerilimler ve korumacılık, zayıf dış talep ve yakın coğrafyadaki gelişmelere rağmen, ihracatçıların dinamizmini ve ülkenin üretim kapasitesini yansıttığını vurguladı. Bolat, 2026'da cari işlemler açığının GSYH'ye oranının tarihsel ortalamaların altındaki seyrini sürdüreceğinin tahmin edildiğini belirtti.

DIŞ TİCARET HADDİ ARTIŞTA

Geçen hafta dış ticaret endeksleri de açıklandı. TÜİK verilerine göre, mayısta ihracat birim değer endeksi yüzde 14.2 artışla 136.2, ihracat miktar endeksi yüzde 20.8 azalışla 131.1 olurken, ithalat birim değer endeksi yüzde 14.2 artışla 152, ithalat miktar endeksi yüzde 21.8 azalışla 103.7 düzeyinde gerçekleşti.

İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve 2025 yılı Mayıs ayında 89.5 olarak elde edilmiş olan dış ticaret haddi, 0.1 puan artarak, 2026 yılı Mayıs ayında 89.6 oldu.

EN BÜYÜK PAZARLARDA ÜRETİM AZALDI

Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi haziranda üst üste ikinci ay artarak 50.4'e yükseldi. Ancak bu düzey, Türk imalatçılarının ihracat pazarları iklimindeki iyileşmenin halen çok sınırlı düzeyde olduğuna işaret etti. Son veriyle birlikte ihracat pazarlarında genel talep koşullarında güçlenme eğilimi iki buçuk yıla ulaşmış oldu. Bilindiği üzere endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.

İhracat pazarları iklimi genel anlamda iyileşme gösterse de Türk imalat sanayi ürünleri açısından önem taşıyan bazı pazarlarda talebin zayıf olduğuna ilişkin sinyaller görüldü. Haziranda en büyük beş ihracat pazarından üçünde (Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa) üretim azaldı. ABD ve İtalya gibi diğer önemli ihracat pazarlarının ise büyüme kaydettiği gözlendi. BAE'de petrol dışı aktivite artmayı sürdürdü.

TÜRKİYE GENÇ NÜFUSTA DÜNYA ORTALAMASININ ALTINDA

Türkiye, nüfus büyüklüğüne göre 194 ülke arasında 18. sırada yer aldı. TÜİK'in 11 Temmuz Dünya Nüfus Günü nedeniyle yayınladığı verilere göre dünya nüfusunun 1999'da 6 milyara, 2011'de 7 milyara ve 2022'de 8 milyara ulaştığı tahmin edildi. Birleşmiş Milletler nüfus tahminlerine göre 2025 yıl ortası için dünya nüfusunun 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişi olduğu tahmin edildi. Bu tahminlerine göre en fazla nüfusa sahip ülke, 1 milyar 463 milyon 865 bin 525 kişi ile Hindistan olurken, bu ülkeyi 1 milyar 416 milyon 96 bin 94 kişi ile Çin, 347 milyon 275 bin 808 kişi ile Amerika Birleşik Devletleri izledi. Bu üç ülke dünya toplam nüfusunun yüzde 39.2'sini oluşturdu. Türkiye, 86 milyon 92 bin 168 kişi ile 194 ülke arasında 18. sırada yer alırken, dünya toplam nüfusunun yüzde 1'ini oluşturdu. Çocuk nüfus oranı dünya ortalaması, 2025'te yüzde 29.3 iken, Türkiye'nin yüzde 24.8 ile dünya çocuk nüfus ortalamasının altında, AB üyesi 27 ülkenin nüfus oranının ise üzerinde kaldığı görüldü. Genç nüfus oranı dünya ortalaması 2025'te yüzde 15.6 iken, Türkiye'nin yüzde 14.8 ile dünya genç nüfus ortalamasının altında olduğu görüldü. Türkiye'nin genç nüfus oranının AB üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranlarından daha yüksek olduğu gözlendi. Toplam doğurganlık hızı dünya ortalaması, 2025'te 2.24 çocuk oldu. Türkiye'nin toplam doğurganlık hızı 1.42 çocuk ile dünya ortalamasının altında kaldı. Öte yandan, yaşlı nüfus oranı dünya ortalaması, yüzde 10.4 düzeyindeyken, Türkiye'nin yaşlı nüfus oranının yüzde 11.1 ile dünya yaşlı nüfus ortalamasının hemen üzerinde olduğu görüldü.

Dinçer KURT / Ahlatcı Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı

"Hisse senedi piyasasında seçici fırsatlar oluşabilir"

Finansal yatırım araçlarının reel getiri performansına baktığımızda, mevcut tablo bize yatırımcı davranışında iki ana eğilimi gösteriyor. Kısa vadede yüksek TL faiz ortamı nedeniyle mevduat ve DİBS gibi sabit getirili enstrümanlar reel getiriyi koruma açısından öne çıkmaya devam ediyor. Özellikle enflasyondaki kademeli gerileme eğilimi sürdükçe, TL bazlı sabit getirili ürünlerin cazibesi bir süre daha korunabilir. Buna karşın orta ve uzun vadeli perspektifte BIST 100 tarafının reel getiri potansiyelini tamamen göz ardı etmemek gerekiyor. Dezenflasyon sürecinin güçlenmesi, faiz indirim beklentilerinin yeniden fiyatlanması ve şirket karlılıklarında toparlanma sinyallerinin belirginleşmesi halinde hisse senedi piyasasında seçici fırsatlar oluşabilir. Burada özellikle güçlü bilanço, düzenli nakit akımı ve fiyatlama gücü olan şirketler daha avantajlı konumda olacaktır.

Döviz tarafında ise mevcut görünüm daha çok korunma amaçlı pozisyonlanmaya işaret ediyor. Kurda kontrollü seyir devam ettiği sürece dolar ve euroda reel getiri potansiyeli sınırlı kalabilir. Altın tarafı ise küresel faiz beklentileri ve jeopolitik risklere duyarlı olmaya devam ediyor. Bu nedenle portföylerde baskılayıcı unsur olarak değerlendirilebilir, ancak kısa vadeli oynaklığın yüksek kalabileceği unutulmamalı.

Prof. Dr. Veysel BOZKURT / İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Türkiye demografik geçişin son evresine hızla yaklaşıyor"

Türkiye, 86 milyonluk nüfusuyla halen dünyanın 18. kalabalık ülkesi. AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında ise en genç nüfusa sahip ülke görünümünde. Ancak günümüzde Türkiye'yi bir 'genç nüfus ülkesi' olarak adlandırmak artık mümkün değil. Çocuk (24.8), genç (14.08) ve kadın başına doğum oranı (1.42), dünya ortalamasının altına inmiş durumda. Buna karşılık yaşlı nüfus oranı dünya ortalamasının üzerinde.

Sosyolojik perspektiften bakıldığında, Türkiye'nin demografik geçişin son evresine hızla yaklaştığını söyleyebiliriz. Avrupa kadar yaşlanmış olmasa da artık ara bir eşikte duran bir toplumdur. Nüfus içindeki payları hızla gerileyen gençlerin kaliteli eğitimi ve istihdamı, her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Hızla 1.42'ye gerileyen kadın başına doğum oranını, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2.1'e tekrar çıkaracak sihirli bir formül yok. Sosyo-ekonomik gelişme sürecinde daha erken mesafe kat eden ülkelerin çoğu, bu dönüşümün farklı versiyonlarını daha önce yaşadı. Nüfuslarındaki çöküşü durdurmak için büyük paralar harcayanlar oldu. Ancak hiçbiri, 1.5'in altına inen doğum oranını kalıcı biçimde tekrar 2.1'e yükseltemedi. Sürekliliği olan politikalar izleyenler ise bu süreci yavaşlatabildi. Biz de istikrarlı ve tutarlı politikalarla nüfustaki gerilemeyi yavaşlatabiliriz, belki bir miktar (örneğin 1.7'lere) yükseltebiliriz. Ama gerçekçi olalım. 2.1'i bir daha görmemiz mucize olur. Bu yüzden geleceğe yönelik politikalarımızı, yaşlanan bir nüfusun ihtiyaçlarına göre kurmamız daha gerçekçi olur.

Prof. Dr. Mustafa YILDIRAN / Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Sanayi sektörü stratejik bir yaklaşımla ele alınmalı"

Mayısta sanayi üretiminde aylık bazda yüzde 2.9 küçülmenin kaynakları incelendiğinde; imalat sanayisinde yüzde 3.3 ve sermaye mallarında yüzde 12 civarında bir daralmanın etkisi net olarak görünüyor. Sanayideki daralmanın hem uluslararası konjonktürden hem de iç piyasadaki enflasyon ve reel kur sorunlarından etkilendiği ortaya çıkıyor. Bu konuda sanayi sektörünün sadece bir finansman problemiyle karşı karşıya kalmadığını, aynı zamanda yatırım ve uzun vadeli dönüşüm konusunda da stratejik bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu veri bize, Türkiye'nin ikinci yarı büyümesinde de sanayinin büyümeye katkısının sınırlı olacağına işaret ediyor. Ayrıca, ikinci çeyrek büyüme rakamlarında turizmin geçen yılki kadar yüksek seviyede gitmemesi büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Bu yıl büyümeye en büyük katkının tarım sektöründeki üretim artışından geleceğini düşünebiliriz. Sanayideki daralmanın etkilerini dış ticaret verileri üzerinden de görmekteyiz. Türkiye'de ocak-mayıs döneminde ihracatta yüzde 0.2 büyüme olmasına rağmen, mayıs ayında ihracatta yüzde 9.5 ve ithalatta yüzde 10.8 seviyesinde küçülme gerçekleşti. Bu değişim, dış ticaret açığının azalmasını sağlaması yönünden dış ticaret dengesinin düzelmesine katkı yapmakla birlikte hem ihracattaki hem de ithalattaki düşüş, Türkiye'de talep daralmasını ve uluslararası talebin de azaldığını gösteriyor. Bu veriler, Türkiye'deki sıkı para politikası ile uygulanan enflasyonla mücadele programının ve jeopolitik risklerin sanayi ve ihracat üzerindeki kısıtlayıcı etkilerini ortaya çıkardı. Bu aşamadan sonra, ikinci çeyrek büyümesine bu etkilerin yansıyacağını ve büyümenin ancak üçüncü ve dördüncü çeyrekte ivme kazanabileceğini söyleyebiliriz.

Prof. Dr. Murat ŞEKER / İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

"İç talebin yavaşlatılmasına yönelik adımlar üretimi yavaşlatıyor"

Sanayi üretiminde aylık gözlenen 2.9 puanlık azalış, uygulanan sıkı para politikasının üretim üzerindeki etkisinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda iç talebin dengelenmesine yönelik adımlar üretimi yavaşlatıyor. Dolayısıyla büyümede sanayinin payının görece azalacağı anlaşılıyor. IMF'nin büyüme tahminini düşürmesi, iç talepteki yavaşlamayla örtüşen bir durum. 2026 büyüme oranının yüzde 2.5-2.8 bandında olacağını düşünüyorum. İhracat iklimi endeksinde eşik değere çok yakın bir sonucun çıkması ihracat pazarında iyileşmenin henüz gerçekleşmediğini gösteriyor. Dış ticaret endeksine baktığımızda ise ihracatta hacimsel daralmaya karşılık, birim değer açısından kayda değer bir artış olduğunu görüyoruz. Öte yandan IMF'nin 2026 yılı küresel ticaret hacmi büyüme beklentisini yüzde 5'ten yüzde 3.5'e düşürmesi küresel daralmaya işaret ediyor. Bu durum ulusal ihracat düzeyimizi de olumsuz yönde etkileyecektir.

5 milyar dolarlık çağrı

Küresel arenada NATO Zirvesi'nin jeopolitik yansımaları konuşulurken, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın "Yenilikçi Savunma Teknolojileri" hamlesi, Türkiye'nin yüksek teknoloji odaklı büyüme stratejisinde yeni bir sayfa açıyor. Yeni teknolojileri odağa alan öncelikli yatırım konularının desteklendiği HIT-30 Programı kapsamında 5 milyar dolar bütçeli yeni çağrı açıldı. Çağrıya ilişkin açıklama Ankara'nın NATO'nun 36. Devlet ve Hükümet başkanlığı Zirvesi'ne ev sahipliği yaptığı günlerde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'dan geldi. NATO'nun yeni konsepti 3.0'ın onaylandığı 7-8 Temmuz'daki zirvede, 50 milyar dolardan fazla yeni tedarik duyuruldu, toplu üretim kapasitesini genişletme ve yeniliği hızlandırmak için sanayiyle birlikte çalışma taahhüt edildi. "Daha güçlü bir NATO'da daha güçlü bir Avrupa-modernleşmiş bir İttifak" vurgusu yapılan zirvede, 2026 için Müttefikler, Ukrayna'ya askeri teçhizat, yardım ve eğitim için 70 milyar euro vaat etti ve 2027'de en az eşdeğer seviyeleri sürdürme konusunda egemen taahhütlerini teyit etti. Zirvede, ABD Başkanı Donald Trump'ın CAATSA yaptırımlarının kalkacağı açıklamaları gündeme damgasını vurdu. İşte böyle bir gündemde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından küresel savunma sanayi yatırımlarının Türkiye'ye yönelmesini hedefleyen "Yenilikçi Savunma Teknolojileri Çağrısı" açıklandı. Yüksek teknoloji yatırımlarına 2030 yılına kadar toplam 30 milyar doların üzerinde destek sağlanması öngörülen HIT-30 Programı'nın yeni çağrısı kapsamında yüzde 60'a varan vergi teşviği sağlanacak. İstihdam desteği kapsamında sigorta prim ile nitelikli personel destekleri verilecek. Çağrı kapsamında verilecek destekler arasında yüzde 20'ye varan hibe desteği, yatırım yeri tahsisi, projenin ilgisine göre kamu alım garantisi, kamuya ait test, doğrulama ve validasyon altyapılarının kullanımına erişim sağlanması; yatırımın yüzde 70'ine kadar avantajlı finansman imkanı da bulunuyor.

BİZE ULAŞIN